Bir dostum var, vaktiyle içki içerdi.
Bir gün kör kütük sarhoş iken rastladım, kızdım, ufak da olsa fırça attım “Ne anlıyorsun bu zıkkımdan, neden içiyorsun?” dedim
Durdu, akıllı adam havasına girdikten sonra “Bak, ben içmeden önce aklımda bir sürü borç listesi vardı. İçince ne oldu biliyor musun? Şu anda o borçların hepsi alacak hanesinde yazılı… Anladın mı?”
“Peki ayılınca borç yine borç, silinmiyor ya çoluk çocuk yine eziliyo, bir çözüm bulmak var iken bu zıkkımı içiyorsun, ” dedim.
Adam da cevap çok “ Benim çözümüm bu. Ayılıyorum, bakıyorum ki borç listesi kabarmış, hemen bir otuz beşlikle değiştiriyorum. Benim çözümüm bu, çoluk çocuk da kendine bir çözüm bulsun, onları boşuna yetiştirmedim ya. Ben salak mıyım içmeyip de borç harçla uğraşacak. Bir kadeh atar alacakla uğraşırım” dedi.
Park da oturuyorum…
Etrafımda ehl-i sohbet insanlar…
Her oturanın yıkık suratı tartışmaya girince gülen bir hal alıyo…
Referandumda çıkan oyların hesabı…
Turgut Özal öldü mü, öldürüldü mü?
Kılıçdaroğlu resepsiyona katılacak mı katılmayacak mı?
Bir genç giriyor araya.
Amcalar, başka derdiniz yok mu, referandumdan çıkan oyun hesabını yapmak yerine kendi evinizin gelirine giderine baksanız.
Bu ülkede devletten ekmek alacak duruma düşen insanların sayısı her sene milyonlarla artarak yükseliyor, bu yoksulluğu sebeplerini tartışsanız.
Piyasada zam yüzünden milletin ulaşamayacağı temel gıdaların neden böyle olduğunu tartışsanız…
Turgut Özal öldü mü, öldürüldü mü tartışmasının bir gerçeği var, adam öldü.
Kasıt var mı yok mu, siz kahyası mısınız, devletin adliyesi var, Özal’ında bir zamanlar rüştünü vurgunlarla ispat eden yakınları var, adamın mezarı belli, onlar gider, açar bakar, kararını verir.
Ülkemin bir bölümü sadece bir ırkın yaşayabileceği, diğerlerine yasaklanmış bir bölge yapılıyo…
Meclisdeki milletvekili çıkıp “Burası Kürdistan, TC buradaki insanları sömürüyo, buraya bir bayrak, bir dil, bir devlet olması lazım” diyo.
İmralı puştu özel hat istiyo örgütü idare için.
Devletin bakanlarına başbakanına Barzani bile akıl veriyo…
Gurban olduklarım bunu konuşun…
Kılıçdaroğlu neden resepsiyona gidecek veya gitmeyecek size ne?
Yıllardır bu ülkede bazı şeyleri biri dost görünerek sömürüyo, öteki düşman görünerek…
Ama ikiside sömürüyo, bunu konuşun…
Kendi derdinizi konuşun…
Sahte gündemlere bakarak, beyninizi medyanın oyuncağı haline getirmeyin.
Aklınızı başına alın ne olur?
Birisi öfke ile “sen provakatör müsün?” demez mi?
Genç hemen ne kadar provakatör varsa…. Diye sövmeye başlarken müdahale ettim…
Ve yukarıdaki arkadaşın hikayesini anlattım.
Uyumayı ve uyuşarak yaşamayı, başkasının aklı ile düşünmeyi, başkalarının ağzı ile konuşmayı seviyoruz vesselam…