Tarih kitaplarını incelediğinizde bu tür kahramanlıklara sıkça rastlarsınız. Tarihin belli bölümlerinde ortaya çıkan bu ucuz kahramanlar çoğu zaman maşa olarak kullanılan zavallı insanlardır. Bir ideoloji uğruna çalışırlar, çabalarlar, ömürlerinin büyük bir bölümünü bu amaç uğruna heba ederler. Aslında acınacak haldedirler; ama bu acizliklerine rağmen burunlarından kıl aldırmazlar. Yaptıkları yalan yanlış ve kasıtlı işler ortaya çıkınca istifa ederler, ülkeyi terk ederler, ortadan kaybolup sırra kadem basarlar. Eğer bunların hiçbirisini yapamazlarsa ya da kendilerine güvenleri yoksa intihar ederler. İntihar ederken de şerefini korumak için böyle bir şey yaptıklarını da not olarak bırakmayı veya yakınlarına vasiyet etmeyi unutmazlar.
Bunlar herhangi bir fikri savunan yapı içinde yer alırlar. Bu yapıda görev alan her kişi karakter olarak farklı yapıdadır. Tam olarak bilinmiyor ama kendi aralarında bir silsile de olabilir. Fikri ortaya atıp da onun yayılmasını planlayan gerçek patron, bu planı gerçekleştirecek üst kademe üyeleri, üst kademe ile en alt kademe arasında iletişim kuracak olan muallâk azaları ve en sona da maşa olarak kullanılacak gariban ya da figüran takımı ya da kısacası ayak takımı, dış kapının mandalı…
Gerçek patronu, bu fikre inanan kişilerin içinde tanıyan hiç kimse yoktur. Hadi hatır için diyelim ki bir veya iki kişidir. En çok ortada dolaşan ve göze batan figüran takımıdır. Çığırtkanlığı yapanlar, olur olmaz yerlerde ortaya çıkıp da huzuru bozanlar dış kapının mandallarıdır. Patronun gözünde bunların hiçbir değeri yoktur. Ceza almışlar, yaralanmışlar, sakat kalmışlar ve hatta ölmüşler hiç önemli değildir. Onlar gidince yerlerine yeni maşalar bulunur nasılsa. Önemli olan patronun tanınmaması ve bu fikrin kaybolmamasıdır. En önemli amaç da koltuklarda, köşklerde, en güzel cennet mekânlarda devam eden saltanatın sekteye uğramamasıdır.
Onlarca, yüzlerce veya binlerce kişinin yaralanmasına, sakat kalmasına, ölmesine sebep olan bu fikrin ortaya atılış sebebi nedir? Tabii ki o ülkenin menfaatleri, o milletin geleceği değildir. Ülke çıkarları, milletin huzuru ve geleceği hiçbir zaman göz önünde bulundurulmaz. Bu tür kavramlar kılıf olarak kullanılır. Halkın önem verdiği bu değerler de aynı figüranlar gibi maşa olarak kullanılır. Asıl olan her zaman gündemde kalabilmek, güçlü olduğunu ispatlayabilmek uğruna ülkenin geleceğine ambargo koymaktır.
Dünya üzerindeki bütün ülkeler bu tür grupların şerrinden nasibini almıştır. Dünya durduğu sürece de alacaklardır. Patronların en iyi şekilde gizlendiği bu yapıyı bozmak ve sona erdirmek oldukça zor görünüyor. Bu tür yapılanmayı kabul etmeyen ülkeler bunları yok etmek için her tür yola başvuruyorlar. Çaresiz kalan devletler diğer devletlerle işbirliği yapıyorlar. Resmi veya gayri resmi olarak görev yapan bu yapılanmaların dağıtılması ve yok edilmesi için gece gündüz planlar yapılıyor. Bu yapılanlara karşılık olarak ise; devletin her kademesine sızmış elemanlarıyla devlet tarafından yapılacak her tür müdahaleyi önceden haber alabilen gruplar da hayatını devam ettirmeye çalışıyorlar.
Şöyle uzaktan bakıldığı zaman kör dövüşüne benzeyen bu kargaşa ne zaman biter dersiniz? O ülkede yaşayan halk okur, bilinçlenir; gerçeği görür de ucuz kahraman olmak yerine gerçek kahraman olmaya karar verirse biter. Ülkesi ve milleti için bilerek, severek ve isteyerek çalışırsa biter. Kendine güvenen ve emin adımlarla ilerleyen yeni nesiller yetiştirilirse biter. Bunun yolu da beşikten başlayan bir eğitim sürecidir ve uzundur, sabır ister.
Bu konuda en büyük görev de anne ve babalara düşmektedir. Anneler ve babalar çocuklarını bu tür yapılardan uzak tutmalı veya onları bu konuda bilinçlendirmelidir. Küçük yaştan itibaren eğitimine başlamalı çocuklarını çok iyi bir vatandaş olarak yetiştirmelidirler.
Hiç kimsenin canı ve hayatı ucuz değildir. Her can insanlık için değerlidir ve vazgeçilmezdir.
Ali SAÇAK