Benimde bir süre müdürlüğünü yaptığım İskele balık evinde, Ankara’da yaşayan bazı iş adamlarının yemeğine davetliydi zamanın Demokrat Parti genel başkanı Süleyman Soylu.
Hava soğuk,
Zaman zaman kar atıştırıyordu dışarıda.
Herkes yerini alıp masasına oturduğu sırada girdi kapıdan içeri.
Üstünde koyu gri takım elbise,
Güler yüzü ile dışarısının da tıpkı içerisi gibi sımsıcak olduğunu anlatıyordu sanki.
Gurupları tek tek dolaştıktan,
Etrafına yaydığı pozitif enerjiyi bekleyenlere ilettikten sonra kendisine ayrılan protokol masasına oturdu.
Yemekler yendi,
Rakılar içildi,
Sıra günün anlam ve önemini anlatma bölümüne geldi.
Önce gurubun başkanı aldı sözü…
Kendi iş kolundan,
Başkaca iş adamlarının karşılaştıkları ortak sorundan,
Vesaireden kısa kısa bahsettikten sonra sözü yaşça çok küçük ama statü gereği büyük olan Süleyman Soyluya saygıyla devretti.
Sosyal çevrem,
Yaşam biçimim,
Ve
Yaşım gereği buna benzer çok davetlere, yemeklere katılmıştım ama ilk defa bu kadar genç, güler yüzlü ve akıcı konuşan birini dinliyordum.
Konuştukça açıldı,
Açıldıkça konuştu.
Önce tarih dersi verdi iş adamlarına…
Sonra ekonomiye,
Ülke yönetimine getirdi lafı.
İyi yönetilemediğimizi anlattı.
Demokratik yöntemler kullanılarak faşizme doğru gittiğimizden bahsetti.
En sonunda da,
Dünyanın çekim merkezi,
Enerji kaynakları bakımından en zengin bölgesi olan ülkemizin emperyal devletler yardımı ve bu günkü hükümet eli ile hızla uçuruma doğru sürüklendiğini anlattı.
AKP hükümetine oy veren, onun söylemlerine icazet edenlerin bu vebali sırtlarında taşıdıklarını söyledi.
Ayakta alkışladı oradaki iş adamları,
Dillerine tercüman olduğu için kutladılar kendisini.
Ve
Aradan birbuçuk sene geçti.
Süleyman Soylu, demokratik bir seçimden sonra yerini Hüsamettin Cindoruk’a bırakmak zorunda kaldı.
Şimdi,
Dün acımasızca eleştirdiği AKP politikalarının savunuculuğunu yapıyor.
İl il, ilçe ilçe dolaşıp, referandumda evet oyu vereceğini anlatıyor.
Aklımın almadığı;
Sen genel başkanlık yapmış, parti disiplini neye denir bilen bir adamsın.
Karşılığı olmadan,
Bir menfaat beklemeden, tüzel bir kişiliğe sahip değilken,
Tamamı cebinden harcaya harcaya bunca yolu tepmenin, çok da önemliymiş gibi kendi fikrini açık edip gezmenin mantığı nedir?
Elbette!..
Dış görünüş herkesi aldatabilir.
Zamanla, katrandan yaptığınız şeker yine cinsine çekecektir.
O gün üstünde koyu gri bir takım elbise vardı, hava soğuk kendi sıcaktı…
Bu gün gülmüyor,
Sırıtıyor adeta…
Hava sıcak, o yazlıklarını çekmiş.
Daha dün sayılabilecek kadar kısa süre önce ülkenin geleceği gibi yansırken etraftakilerin gözüne,
Bu gün elinden lolipopu alınmış bebe gibi hoplayıp zıplıyor.
Yazık! Hem de çok yazık…