Referanduma sayılı günler kala Başbakan MHP üzerinden siyasetini sürdürmek istiyor.
Yandaş ve münafık, müfteri medyanın attığı çamurlar, karalamalar başbakan tarafından müfterilik noktasına götürülüyor.
Kendi iftiralarını atarken ise, başkalarına “Müddei (iddia sahibi) iddiasını ispatlamazsa müfteridir, şerefsizdir, diyor, hatta daha ağır söylerim ama terbiyem müsaade etmiyor”, diyor başvekil hazeratı…
Ve miting meydanından bir iddia değil, iftirası…
“Öcalan’ı size teslim ettiklerinde asmamak şartıyla kabul eden sen değil miydin Sayın Bahçeli, onun teslim edilmesinde senin imzan yok mu? Sen kimi kandırıyorsun Sayın Bahçeli, kimi kandırıyorsun?” diyor.
Allah Allah, yahu bu bir başbakan, milletin karşısında yalan söylemiyor, iftira atıyor.
O itin kodese giriş tarihi 15 Şubat 1999…
O tarihde teslim edilmiş ve bu süreçte TBMM’nde 1 tane milletvekili olmadığı halde “APO MHP’ye teslim edildi.” diyerek MHP’yi suçlarken…
Yine aynı meydanda Karayılanın açıklamaları üzerine “Bu iftirayı atan şerefsizdir. Müddei (iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir, iddialarını ispat edemezlerse müfteridirler, şerefsizdirler” diyor sayın baştaki vekil…
Evet, sayın başbakan bu iddiayı sen ispatlayabilir misin?
Tarihi kayıtları silebilir misin?
Düşünen insanların aklı olan vatandaşın hafızasını imha gücüne sahip misin?
Menfaat, makam, erzak merzak mahkumlarının şartsız teslimiyetlerine değil, akıllı insanların vicdanlarına bu iftiranı yapıştırabilir misin?
İddiasını ispat edemeyen müfteri ise sen nesin?
İddiasını ispat edemeyen şerefsiz ise sen çok mu şerefli oluyorsun?
Terbiyenizin müsaade etmediği her neyise onu siz hak etmiş olmuyor musunuz?
Önce PKK ile görüşmedik, dediniz…
Sonra görüşmeler ispat edilince “devlet görüşür” dediniz…
Şimdi bir tane akpartilimin görüştüğünü ispat edin, diyorsunuz…
Sayın Beşir Atalay, Mehdi Eker senin bakanların değil mi?
Bunlar PKK lı olduğu için milletvekilliği düşürülen Ahmet Türk’le gizlice Atatürk Orman Çiftliğinde görüşmedi mi?
Görüşme ortaya çıkınca da “Habur girişindeki organizasyonu görüştük” demedi mi?
Siz sırıtarak “güzel şeyler olacak, Avrupa’dan da girişler olacak” diye alkış tuttuğunuz Açılım teranelerini millete yutturmaya çalışırken, bu organizasyonu onlarla beraber yapmadınız mı?
Kimi kandırıyorsunuz sayın başbakan?
Muhalefet olmasaydı Öcalan’ı bir yassa ile afetme yoluna sokacaktınız.
Ortaya çıkınca da “bunun sebebi devlet sırrı” diye örttünüz.
Yahudilere mayınlı arazileri peşkeş çekerken Yahudi dostu…
Davosta Van Münütçü…
Dışarı çıkınca “Benim sözlerim İsrail başbakanına değil, İsrail halkına değil, sunucuya” diyebilen özürcü bir başvekilsiniz.
İlk defa Öcalan’a “sayın” diyen ve itlere “sayın” demenin yolunu açan siz değil misiniz?
Bu muhabbetin bir kaynağı yok mu?
Bir ırkı millet sayarak, ayrışmanın yolunu yasalarla açan, ikizler yasasını çıkararak bölünmenin alt yapısını hazırlayan siz değil misiniz?
Başkasını bilmem ama ben sizin bu milletin birliğine, kardeşliğine, AB nin ve ABD nin bölme projeleriyle düşman olduğunu sezmiyor biliyorum.
Sen Necip Fazıl’ın Ayasofya nutkundaki alkışladığın sözlere ihanet ettin.
“İktidarda olup da Ayasofya’yı camiye çevirmemek küfürdür” derken üstad, sen kiliseleri, havraları önce devlet kesesinden müze, sonra da ayine hazır hale getiriyorsun.
Ayin sırası şimdi de Ayasofya’da, bunu Diyanet Reisinin ağzıyla konuşuyorsun.
Ama üstad sizin için “cenin-i sakıt, düşük çocuk” tabirini kullanarak, Büyük Doğunun düşük veledleri, der idi…