Bir serkeş çıksa, “Kılıçdaroğlu ile Bahçeli dört defa İmralı ile görüştü” dese…
Türkiye’de basının ne kadarı alıp ele düşmez yola…
Acaba hangi gazeteler manşetleri, sürmanşetleri cicili bıcılı haberlerle doldurmaz…
Acaba malum prof.lar, şakrabanlığın ustaları kanal kanal gezerek ne kadar yorumlar yaparlardı…
Sırıtkan spikerlerin ağızlarınnın suyu aka aka kaç kişiyle canlı yayına geçerlerdi…
Kaç eskimiş, sistem tarafından pörsütülmüş, iktidar beslemesi “eski ülkücü-eski solcu kanallarda mihman olurdu…
Miting meydanlarının gündemi bu konnu olmaz mıydı?
Sayın başbakan her meydanda bu konuyu ihanete kadar götürüp, şerefsizlikten, utanmazlıktan, edepsizlikten ne kadar dem vururdu?
O külhani tavırla ne kadar yüklenirdi…
Karayılan çıkıp “hükümetle dört defa görüşüldü ve dördünde de anlaşıldı, eylemsizlik kararı alındı” diyor.
Muhalefet bu iddia karşısında ne yapacaktı?
Makul bir şekilde “Sayın başbakan böyle bir görüşme oldu mu, olmadı mı, bu görüşmelerin mahiyeti nedir” meyanında soru sormak zorundadır.
Bu muhalefet olmanın şartıdır, açıklanması gereken bir iddia.
Sayın başbakan medyanınn örtüsünden de cesaret alarak kükredi birden.
“Bu konuda Karayılan yalan söylüyor veya böyle bir konuşma, görüşme yok” demek yerine…
Sanki ortada bir iftira varmış, bu konuyu muhalefet çıkarmış gibi şiddetlenen öfkesiyle “BU iftirayı atan şerefsizler” diye muhalefete salvolara başladı…
Sonra da çıkıp “muhalefet konuşurken televizyonlarınızın başından çocuklarınızı uzaklaştırn” diye ikaz ediyor.
O sahneyi gözünüzün önüne getirin, surat birden yıkılıyor, bakışlaına kadan öfkeden titriyor, bozuk bir ruh hali ile ses tonunun yükselterek…
Kin dolu sözlerini ekliyor “şerefffsizler” diye…
Ne oluyor sayın başbakan?
Şeref meselesi bu kadar basit mi?
Bu sözler kurşun gibidir, zeminini bulmazsa geri sekecektir ve kimse karşısındaki başbakan diye bu sözü yutmaz, yemez, yememeli…
Cevabı muhalefet veriyor “Şerefsizlerin şerefsiz demesiyle şerefimize halel gelmez. Ama biz o şerefsizlerden hesap soracağız…
İddiasını ispat edemezlerse müfteri ilan edecek olan başbakan…
Bir sonra ki gün Cumhurbaşkanının “terörü önlemek için her şey yapılabilir” gibisinden sözlerinin ardında kendince hedefi vurdu.
Göya hükümet olarak görüşülmemiş ama devlet görüşmüş olabilir miş miş miş.
Yani MİT müsteşarı senin talimatın dışına çıkarak gidip çay kahve içecek öyle mi?
Hemen malum ve münafık medyanın salvoları başladı…
Aponun idamının ertelenmesi yönündeki metine bakarak “terör arttığı takdirde idam hemen infaz edilir” cümlesi görüşmenin ifadesiymiş…
Bu ne deha, bu ne zeka, bu ne illizyon mahareti…
Bir hokus pokus beyinler tepe takla…
Orda olan bir tehdittir.
AİHM kararları gelinceye kadar eğer bir şerefsizlik ederseniz, itinizin başı gider anlamında bir tehdittir.
Sonra MHP nin idam etmek için yeterli sayısı olmadığı halde hala istismara devam ede ede siyaset yapıyorlar…
Sözün özü; bu millet medyanın onurlu ve haysiyetli olmasını istiyor.
Bu millet bir başbakandan ve siyasilerden makul olmalarını istiyor…
DudaklaRI OYNADIKÇA YALAN SÖYLEYEN SİYASETÇİLERİ İSTEMİYOR…
En azından aklı başında olan, menfaatperestlikten nasibini almayan kimseler…