Herhangi bir olayda önceliği eline almaya bayılan büyüklerimiz referandumda da yollara düştüler. Hiçbir şeyden haberi olmadığına inandıkları vatandaşlarını uyarmaya çalışıyorlar. Herhalde, galiba yanlış bir cümle kullandım sanırsam. Vatandaşı, uyarmak yerine, kendilerinin verdiği karara uymaları için ikna etmeye çalışıyorlar. Bir kişi fazla olursa kâr olarak kabul ediyorlar. Kendi tarafına çekebileceği kadar fazla sayıda taraftar toplamaya çalışıyorlar.
Referandumda bizim bildiğimiz üç çeşit görüş var. Birincisi “EVET” çiler, ikincisi “HAYIR” cılar, üçüncüsü referandumu protesto ediciler.
Hangi tarafta olursa olsun herkes kendi yolunun doğru olduğunu söylüyor. Bir taraf konuştuğu yerlerde halktan “HAYIR” demesini isterken diğer taraf da halkın “EVET” demesini isteyenler konuşma yapıyorlar. Bir diğer tarafta da halkın referanduma katılmayarak referandumu protesto etmesini sokakları arşınlıyorlar. Hiçbirisi de niçin “EVET”, “niçin “HAYIR” denmesi gerektiğini referandumun niçin protesto edilmesi gerektiğini söylemiyor. Açıklayıcı bir bilgi vermiyorlar. Kendi görüşlerini gittikleri yerlerde kabul görmesi için çabalıyorlar.
Halk arasında anketler yapılıyor. Referandumda hangi yönde oy kullanacaklarını halka soruyorlar. Kimisi “EVET”, kimisi “HAYIR” diyeceğini söylüyor. Bunların içinde az da olsa referandumu protesto edeceğini söyleyenler de var. Hatta Ramazan Bayramı’na denk geldiği için oy kullanmasının imkânsız olduğunu söyleyenler bile var. Bunun yanı sıra siyasetçilerin başlattığı bir kampanya ile oy kullanabilmek için Umre turlarını erteleyenler, bayram tatillerini iptal edenler de azımsanmayacak kadar fazla.
Şimdi bunların hepsine; “Referandumu yapılacak olan anayasa değişikliklerini okudunuz mu?” diye sorsak, sizce kaç kişi okuduğunu söyler. Bence çok az sayıda insan okuduğunu söyleyecektir. Biz halk olarak okumayı sevmeyen bir milletiz. Bu sebeple herhangi bir konuda medyada çıkan haberler, yönlendirmeler, ideolojiler, siyasi görüşler etkisiyle karar veririz. Hayati bir konu da olsa kendimiz okuyup fikir edinmeyiz; çünkü okumak vakit alan uzun ve sıkıcı bir iştir. Hazır okumuşlar varken bizim okumamıza gerek olmadığını düşünürüz. Onların bizi yanlış yönlendirebileceğini ve yanıltabileceğini hesaba katmayız. Başımıza kötü bir hal gelince de bizi yönlendirenleri suçlarız.
“HAYIR” diyecek olan kişi kendisi için faydalı bir kanun maddesine hayır diyerek elinin tersiyle fırsatı teptiğini belki de bilmiyor. “EVET” diyecek olan kişi belki de evet demekle kendi ipini çekeceğinden habersiz. Referandumu oy kullanmayarak protesto edecek olan kişi bu hareketiyle kendine ve yaşadığı vatana ihanet ettiğinin farkında değildir. Böyle olunca körü körüne inanılan bir durum ortaya çıkıyor. Bir sele kapılmış giden saman çöpü gibi kim nereye götürürse oraya sürüklenip duruyoruz.
Artık ayaklarımızın üstünde durma vakti geldi. Şu değişiklikleri hep beraber okuyalım. Bize faydalı, ülkemize faydalı maddeler var mı yok mu bakalım. Zararlı olanlar varsa onlar için eleştirilerimizi belirtelim. Yaptığımız işi bilerek yapalım. “EVET” de desek, “HAYIR” da desek, hiç oy kullanmayarak protesto da etsek bilerek yapalım. Başkasının yönlendirmesiyle değil de kendi kararımızı vermiş olarak yola çıkalım. O zaman bir sele kapılan saman çöpü gibi değil, o sele engel olan asırlık çınar gibi dimdik ayakta kalırız; kararımızın ardında dururuz.
Başkalarından hazır lokma bekleme devri kapanalı çok oldu. Kula kul olma devri bitti. Bugünden itibaren kendi kararımızı kendimiz vermeliyiz. Bize yakışan da budur.
Ali SAÇAK