Emekliler memnun değildi.
İkinci-üçüncü sınıf,
Hatta ne sınıfı adam yerine bile koymuyor bu hükümet bizi, “ölse de kurtulsak şunların sorunlarından diye gözümüzün içine bakıp duruyorlar” diyorlardı sohbet aralarında.
Köylüler,
Ekip-diktiklerinin para etmediği,
Avrupa ve Amerika köylüsüne gösterilen ilgi-alakanın milyonda birinin kendilerine gösterilmediğinden dem vuruyor, imdat çığlıkları atıyorlardı.
Esnaf,
Bildik esnaf!..
AKP hükümeti geldiğinden bu tarafa para kazanmayı bırakmış, vergi, borç, banka faizi üçgeninden kurtarabildiği ile aç karnını doyurmaya çalıştığını iddia ediyordu.
Gençler,
Her zamankinden çok daha karamsar,
İşsiz,
Umutsuz,
Gelecek kaygısını taa ciğerinin orta yerinde hissettiklerini belirtiyorlardı.
Sayıları 2002’de bir milyon üçyüz seksen binin üzerinde olan sendikalı devlet işçileri özelleştirme,
Kapatma, tenzigat ve çeşitli sebeplerle iki yüz elli bin civarına düşmüş olmalarına rağmen hala burun deliklerinden soluk almaya çalıştıklarını inleyerek söylüyorlardı.
Memurlar,
Boşta gezerler,
Umut diye bir taraflara sarılanlar,
Kim varsa geçimini alın teri ve harcadığı emekle kazanmaya çalışanlar, bil cümle alem dert yanıyordu hükümetin uygulamalarından.
Şimdi önünüze sandık konuyor.
Referandum sandığı!..
Bakmayın birilerinin demokratik ortam yaratıyoruz, özgürlükleri genişletiyoruz laflarına.
Dağdaki çobanda biliyor ki, onlar için aslolan oylamaya sunulan maddelerin tümünden daha çok ikisinin akıbeti.
Anayasa mahkemesi ve HSYK’nın yapısının değiştirilmesi.
Çünkü,
İlerde millet adına hesap alacak yerler oralar.
Yoksa,
Referandum kimseye iş imkanı sağlamayacak.
Terörü durdurmayacak,
Ucuzluk,
Bolluk,
Bereket getirmeyecek.
Aksine,
Hesap vermekten kurtulacak yöneticiler daha pervasız ve acımasızca sırtımıza yük vurmaya devam edecek, verilen tavizlerle yüz bulan teröristler, çok daha canice üzerimize gelecek.
Dört yıl boyunca dökülen timsah göz yaşları değilse, şimdi sandık ağlayanların önünde.
Bekleyip göreceğiz.