Biz aslında konuşmayı değil, tartışmayı seviyoruz.
Tartışma derken de kavga etmeyi.
“Benim” duygusu ile ve sahiplenmeyle hareket ediyoruz.
Yola böyle çıkıyoruz.
Ve aslında ortaya bir fikir atmıyor, fikrimizi dikte ediyoruz.
Mantık yoluyla veya başka yollarla ikna etme çabamız yok.
Sonuçta kavga ediyoruz…
Konuşması gerekenlerden çok konuşmaması gerekenler konuşuyor.
Dolayısıyla her kafadan bir ses çıkıyor ve kavram kargaşası yaşanıyor.
Fikir dediğin öyle at kafadan söylenmemeli.
Temelleri olmalı, dayanakları olmalı ve tabii somut olmalı.
Ama bizde böyle değil…
Benim bu konuda ilginç bir tesbitim var.
Bunun dayanağı meşhur Süleyman Demirel…
Herhangi bir şey için bir dayanağa gerek yok onda.
Dayanak bizzat kendisidir o fikir için.
Dayanağı olmadığı halde fikri ile milletten nasıl oy aldığını bilen bilir.
Örnek: “Herkese iki anahtar söylemi…”
Demirel bu söylem ile iktidar olmuştur.
Ve bunu gerçekleştirmek için de 500 gün süre istemiştir.
Gerçekleştirmediğini gördük ve biliyorduk olmayacağını.
Fakat söylem öyle süslenmişti ki, dayanak da kendisi olunca, ortaya bir sonuç çıktı.
Ve o sonuçla da iktidar oldu…
Demirel tartışmayı seven bir liderdi.
Kavga değil ama tartışma onun işiydi.
Dün yine uzun bir aradan sonra televizyonda gördüm kendisini.
Aynı şekilde gidiyor ömrünün son baharında.
Değişen hiçbir şey yok.
Emin olun yaşı müsait olsa ve sahaya çıksa şu andaki liderlerin hepsini alt eder ve bütün partileri saf dışı bırakır.
Adamda siyaset kumaşı var.
Bugünkü liderler ve siyasetçiler bir şey yapamadıkları ve milleti ikna edemedikleri için kavga söylemi kullanıyorlar.
Bunun adı tartışma değil, bizzat kavga.
Demirel böyle yapmazdı.
Sürtüşme yaşardı ama kavga etmezdi.
Gererdi ortamı ama gerilmezdi.
Ve bundan kâr elde ederdi.
Bugünkülerde bu yok.
Bugünküler düz mantıkla hareket ediyorlar.
Ve bu mantıkları kendilerini gerip kavgaya ittiği gibi toplumu da aynı şekle sokuyor.
Netice itibariyle ortaya somut bir şey konamıyor.
Ne yazık ki…