2007 seçimlerinde şimdiki BDP milletvekilleri bağımsız olarak seçilip meclise girmişti. Meclise girince de partilerine geçip siyasete soyunmuşlardı. Bu sonuçtan sonra bizim buralarda yer yerinden oynadı. Hiç kimse bu durumu kabullenemedi. Kürt kardeşlerimiz gerçeği görmüyordu; ama biz buradan açıkça görebiliyorduk bunların kime hizmet ettiğini. Çevremde herkes içinden geçenleri açıkça dile getirmeye başlamıştı:
Atatürk’ün açtığı, başkanlığını yaptığı, Cumhuriyeti kurduğu çatının altında bunların ne işi olabilirdi? Açıkça olmasa da PKK ile Öcalan’ın avukatlığını yapan bu parti buraya yakışmıyordu. Teröristlerin destekçileri meclisin içine kadar gelmişlerdi. Öcalan’ın yoldaşlarının ve yandaşlarının mecliste olması kesinlikle doğru değildi. Yıllar önce Leyla Zana ile başlayan olaylar tekrar mı başlayacaktı? Meclise girenlerden cesaret alanlar daha da mı azacaklardı? Ülkemizde iç karışıklıklar mı çıkacaktı? Mehmetçiğe ve polise kurşun sıkan bir zihniyetin borazanını çalan kişiler bizim devletimizden maaş mı alacaklardı? Bu kesinlikle kabul edilebilir bir şey değildi.
Bu ve buna benzer sözler halkın arasında söylenip duruyordu. Ben de arkadaşlara dedim ki:
“ Hiç merak etmeyin, bunların meclise girmesinde de bir hayır vardır. Bunlar siyasetten anlamazlar. Ne diyeceklerini, ne zaman diyeceklerini, nerede diyeceklerini bilmezler. Yarın kendi elleriyle ve dilleriyle kendi kazdıkları kuyuya düşerler. Birkaç sene içinde foyaları meydana çıkar. Onların kendisi için çalıştığını zanneden Kürt kardeşlerimiz de gerçeği görürler. Bu partinin, kendileri için değil de Öcalan ve PKK için çalıştığını anlarlar. O zaman bu partiyi desteklemekten vazgeçerler. Bu partiye de kendilerini destekleyen bir avuç PKK militanı kalır.”
Yıllar geçti ve düşüncelerim doğru çıktı. Bunların kime hizmet ettiği gün gibi ortaya çıktı. Artık saklanacak yerleri kalmadı. Kürt kardeşlerimiz bu partinin kendileri için çalışmadığına şahit oldular. Bu partiye verdikleri desteği çekmeye başladılar. Bu partiyi, kendi kaderiyle ve yandaşlarıyla baş başa bıraktı. Niye mi bu kadar kesin konuşuyorum? Söyleyeyim.
Bunların önceki partileri kapatılınca rest çekmişlerdi. Milletvekilliğinden topluca istifa edeceklerini ve erken seçim yapılması için çalışacaklarını söylemişlerdi. Demirel’in tabiri ile sine-i millete döneceklerdi. İstifa kararlarını açıklamak için Güneydoğu’ya gitmişlerdi. Orada milletle kucaklaşacaklardı. Peki, ne oldu da geri geldiler? Mücadelelerine niye demokrasi ortamında devam etmeye karar verdiler? Milletvekili olarak kalmalarının daha iyi olacağına nasıl karar verdiler? Halkın kendilerini mecliste görmek istedikleri masalını niçin uydurdular? Bunu da söyleyeyim.
Bunlar, Güneydoğu’da yaşayan herkesin kendilerini bir kahraman gibi karşılayacağını, bağırlarına basacaklarını bekliyorlardı. Baktılar ki, vaziyet hiç de umdukları gibi değilmiş. Ülkemizin birliğini, bağımsızlığını ve bütünlüğünü isteyen; aynı bayrak altında yaşamak isteyen Kürt kardeşlerimiz kendilerinin gerçek yüzünü görünce yüz çevirmişler. Kendilerini temsil etmediğini gözleriyle görüp kulaklarıyla duydukları için akılları başlarına gelmiş. Ayrıca PKK’nın şehit ettiği kahraman Mehmetçiklerin içinde Türk evlatlarıyla birlikte Kürt evlatlarının olduğunu da görüp gerçeğin ne kadar farklı olduğunun bilincine varmışlar. 2007 yılında kendilerini destekleyenlerin birçoğu şimdi başka saflara geçmişler. Onlar da gerisin geri dönüp geldiler.
Hani meşhur bir masal vardır: Kral Çıplak. İşte aynaya baktıklarında çıplak olduklarını fark ettiler. Gerçeğin bir gün ortaya çıkacağını akıllarına getirmeden özgürce at koşturdular. Şimdi ise atları uçurumun kenarına dayandı. Geriye dönseler bir işe yaramayacak, yola devam etseler intihar etmiş olacaklar. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hesabı ne yapacaklarını bilmeden milletvekilliğine devam ediyorlar.
Türk ve Kürt kardeşliğini bozarak nüfuz elde etmek isteyenler bunun mümkün olmadığını anlamaya başladılar. Atalarım boşa dememişler: “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz.”
Ali SAÇAK