Bugün iki sene öncesi geldi aklıma.
Hatırlar mısınız?
Tam yaz mevsimi… Yağmur yok, kar yok biten kış mevsiminde…
Barajların doluluk oranı sınırların altında…
Ve bas bas bağırıyorlar her yerde…
“Susuz kalıyoruzzzzz!...”
Ve aynı zamanlarda birden çok afiş…
“Su bitiyor, suyu çok harcamayın!”
O zamanlarda düşündüklerimin ne kadar doğru olduğunu bugün bir kez daha onayladım kendi kendime.
“Su bitmez” diye düşünmüştüm. Tanrı’nın katında “yokluk” diye bir şey olabilir mi? Her şeyi yaratan Tanrı, sadece “Ol, dediğinde her şeyi yarattı” diye bilmez miyiz?
Bu sadece bir korku… Güvensizlik korkusu… Yokluk korkusu…
Nitekim bu korkunun bende oluşmasına izin vermediğim için, Ankara’da sular kesildiğinde ben tatildeydim. Bilirsiniz tatil dönemleri önceden belirlenir çalıştığınız yerde. Bu bir tesadüf olabilir mi? Tabii ki hayır. Benim inancım ve düşüncelerimin yansıması.
Şimdi bereketli olsun bol bol yağmur yağıyor, susuzluğun esamesi yok bugünlerde.
Bunu niye yazdım?
Biraz dikkat edelim, yaşanmışlıklardan ders çıkartalım, hayatın akışına ve Yüce Tanrı’ya lafta değil içten, samimi olarak güvenelim.
Gündemi takip etmek tabii ki önemlidir ancak takip ederken uyurgezer değil biraz uyanık izleyelim.
Düşünelim…
Aksini düşünmeyi öğretelim kendimize, muhakeme edelim.
Seçenekleri görelim ve Polyannacılık gibi görünse de yapalım, deneyelim.
Şu an da bol olan suyu kullanırken de israf etmeden, dikkatli kullanalım.
Doğanın kıymetini bilelim, var olan her yaratılana saygıyı ve sevgimizi verelim.
Ben, Tanrı’ya olan sevgimi ve saygımı dile getirebilirim, herkes bunu yapabilir.
Ancaaaaak, dil söylerken iş uygulamaya gelince de aynı olmalı değil mi?
Okuyun ve anlatın…
Bugün, dünyaya kıymet bilen gözlerle bakın ve teşekkür edin.
Saygılarımla