Hayırlı İşler Hürriyet…
Dün, Türkiye’nin en kıymetli gazetecilerinden, Atatürk’çü, çağdaş, ezilen, soyulan, haksızlığa uğrayan, vatandaşın kadim dostu,
Hırsızın,
Uğursuzun,
Millet malından nemalanan,
Entel,
Dantel,
Liboş takımının amansız düşmanı,
Emin Çölaşan’ın, “kovulduk ey halkım” isimli kitabını aldım.
Zaten, Hürriyet gazetesini de son yirmi yıldır o ve Urfa’lı tekne kaptanı Bekir Coşkun için alıyordum.
Kendimi bildim bileli, bir günde onlarca gazete yada kitap okusam, Hürriyet okumadığım, Emin Çölaşan’ın ve Bekir Coşkun’un yazılarına bir göz atmadığım gün, dünyanın haberinden yoksun kaldığımı hissediyordum.
Hatta onların izin günü pazartesileri, elim varmıyordu hürriyet gazetesine para vermeye.
Ve sonuçta o, Hürriyet Gazetesinden kalemini satmadığı, yalaklık, yağdanlık, döneklik, iş bitiricilik yapmadığı,
Onur, haysiyet, ve dürüstlük mücadelesinden ödün vermediği için kovulduğu günden itibaren bu güne kadarda param nasip olmadı…
Dün bir solukta okudum kitabı…
Şahsında,
Onun gibi düşünüp, yaşamını o doğrultuda kurmuş insanların ne büyük güçlükler içerisinde mücadele ettiklerini anladım.
Babam rahmetli,
“Dünyanın en zor işi namuslu kalabilmektir” derken sanırım bu yürekli insanların her türlü güçlüğe, çıkarılan engellemelere
Ve sunulan rahat,
Zengin,
Sorunsuz hayat sürme tekliflerine karşın dimdik ayakta durabilmelerini anlatmak istiyordu…
Öyle ya,
Milleti açken,
Soyulur,
Dövülür ve
Kafasına çuval geçirilirken,
Ve onların acılarını yürekten hissederken bu insanlar,
Bir saniye bile sunulan güzel! imkanları kabullenmeyi düşünmemiş, bir eli yağda bir eli balda şeklinde yaşamı tercih etmemişlerdi.
Hatta tüm bu imkanları ellerinin tersi ile itmiş, mensubu olduğu “halk” gibi yaşamaya çalışmışlardır.
Elbette tarih, onları ve bu milletin sırtından nemalananları tek tek yazacaktır.
Bu gün sahibi olduğu gazetelerde diledikleri insanları işe alıp çalıştırmakta, veya işte olanı çalıştırmayıp kovmakta serbesttirler ama,
Vergisini veren,
Namusu ile çalışıp yaşamaya gayret gösteren,
Milletin gönlünden hiç kimseyi söküp atmaya güçleri yetmeyecektir…
Çok özel günler hariç,
Son yirmi yıldır her gün Hürriyet gazetesine para verdim.
Onu almadığım, okumadığım gün olmadı gibi.
Hatta, kısa bir süre Dinç Bilginin sahibi olduğu (şimdi devletin) sabah gazetesi kısa bir süre tiraj yönünden Hürriyeti geçtiğin de ben Aydın Doğandan daha fazla rahatsız olmuştum…
Fakat, son iki aydır tıpkı Emin Çölaşan kovulunca üstünden büyük bir yük kalktığı gibi benim de sırf ticari menfaatleri yüzünden içinde yaşadığımız olumsuz koşulları pembe tablolar çizerek millete yutturmaya çalışan Aydın Doğan’a ait hiçbir gazeteye para vermeyişim yüzünden üstümden büyük bir yük kalktı.
Yani, bundan sonra hiçbir şart ve koşulda Hürriyet gazetesine para vermediğim gibi, para verip okuyanların üstünden sarkıp göz bile atmayacağım.
Hatta, manavdan alışveriş yaptığımda Hürriyet gazetesinden yapılan kesekağıdını elime alıp taşımayacağım bile…
Çünkü;
Aydın Doğan bundan sonra benim için bir medya patronundan çok,
İşini bilen, her devirde tekerini döndüren,
Petrolcü,
Bankacı,
Tüccar, bir insan!..
Ona içinde barındırdığı cambazlarla birlikte şarabı bol iyi bir yaşam diliyorum…
Hayırlı işler Hürriyet!...