Merhaba dostlar.
Yine uzun bir ara vermişim. Artık affınıza sığınacağım.
Gündem o kadar hızlı ki.
Her saat, her an yazmak gerekir yetişmek için.
Ama ne mümkün.
Bu gün size, beni anlatacağım ..
Yıllar önce Kırıkkale ‘ye geldiğimde Zafer caddesinde açmıştım muayenehanemi.
İlk yıllar.
Meslekte yeniyiz daha .
Bir gün kapı çaldı.
Yanımızda çalışan da yok. Mecbur ben açtım kapıyı.
Uzun boylu, kilolu , babayiğit bir abi.
-Buyrun dedim.
- Dişçi yokmu ?dedi.( hay dilini kediler yesin.Bu DİŞÇİ lafına hep gıcık olurum)
- Buyurun ben Dişhekimiyim dedim.
Tabi benim boy kısa sayılmaz ama abinin yanında lorel-hardi gibi.
Ben abiyle konuşurken başım yukarda, meydan okuyorum hayata.
Abi, şöyle bir baktı ve
· Senmisin o.? Dedi.
Epeydir aradığı ama bulamadığı biriyle karşılaşmış zannettim ve sevinerek
-Evet o benim. Dişhekimi benim dedim.
· Yani şimdi benim dişimi senmi çekeceeen ( e ler uzun çünkü şive bu şekil.)
Dedim Allah izin verirse.
Dedi ben izin vermiyom.
Dedim neden
Dediki yok ,yok.
La havle vela kuvvete.
· Ya sen daha çocuk sayılırsın nası çekeceeen.
· Ya abicim.aha diploma. Kocaman asılı duvarda.
· Bak evladım senin yaşın küçük bana bişi olursa sen az bi cezayla kurtarırsın ,olan bana olur.
· Ya amca ne diyorsun
· .Yok.ben sana diş miş çektirmem
· Peki sen bilirsin
Gitti tabi. Arkasına bile bakmadan.
Sonra aynaya baktım. Aynada gördüğüm yeni mezun bir dişhekimi.
Diplomada ‘cumhuriyet kanunlarının tanıdığı bütün hak ve yetkilerden faydalanmak üzere dişhekimliği diploması ve dişhekimi ünvanı verilmiştir’ diyordu benim için.
Evet o bendim. Ben Dişhekimiydim ve meslek hayatımın ilk yenilgisini almıştım.
Yıl 1991, aylardan aralıktı. ve ben mezun olalı 4 ay geçmişti bu abi ile karşılaştığımda..
Yıl 2010 ,aylardan mayıs , artık sayamayacağım kadar çok yıl geçmiş.
O yılları hatırladığımda sobalı bir ev ve bir türlü yakamadığım bir sobayı hatırlarım hep.
O sobanın içine attığım ama yakamadığım kömürler.
Isınmak isterken dumandan gözlerimin yandığını,
O kömürleri taşımak ayrı dert, külleri atmak ayrı dert.
Sadece birer kömür parçasıydı onlar, birileri getirir birileri satar benim gibi birileri de yakardı.
Ve hala yakılır o kömürler.
O kömürler sobada yanarken, onu çıkaran işçilerde yanar usul usul.
Her tek kömür parçasında , göçen ocaklar, patlayan grizular ve emek şehitleri vardır hep.
Görmüşsünüzdür televizyonlarda ya da gazetelerde
O işçilerin yüzü hep karadır, bahtları gibi.
Ocağa inerken bembeyaz olan o yüzler çıkarken kapkaradır
Kaç dakika ya da kaç saniye nefesinizi tutabilirsiniz.
Hadi deneyelim…………
En uzun tutanınız kaç dakika.
Çok fazla değil ..1 bilemedin 2 dakika
İçerde havasızlıktan ölmek nasıl bir şey, yada patlama sonucu duvarlara çarparak ölmek.
Bir lokma ekmek için yerin bilmem kaç metre altında.
Her an göçük olacak yada grizu patlayacak endişesiyle yaşamak.
Ölen 28 kişi sadece birer isim değil ki.
Anaları babaları eşleri çocukları yok mu onların.?
Var tabi.
Ve onların aileleri , artık sobalarında kömür değil, acı yakacaklar.
Tencerelerinde aş değil, kahır pişirecekler.
Her kış geldiğinde , sobalardan tüten dumana bakıp yitirdiklerini hatırlayacaklar.
Devlet büyük, tabiî ki onlara yardım edecek.
Ama akşam olduğunda, belki artık onlar soba yakmayacak.
Kara elmasa lanet edecek o aileler belki.
Kömür, kara kömür, iyisin hoşsun ama rengin artık çok kırmızı.
Artık, çok fazla yakıyorsun bizleri.
Evet ,kalorin yüksek, bende o kadar cana mal olsam bende iyi ısıtırım.
.
Sadece birer kömür parçasıydı onlar, birileri getirir birileri satar benim gibi birileri de yakardı.
Sadece kömür parçaları…..
Kömür işçisi, emek şehitleri , ruhunuz şad olsun….