Bu;
Yıllardır süregelen bir gelenektir.
Babadan oğla, anneden kıza kalan bir mirastır.
Arkadaşlar arasındaki rekabetin ana kıstasıdır.
“Ben başarılıyım.” diyebilmen için yenmek zorunda olduğun bir öcüdür.
Peki, bu, nedir bu? Tabii ki anlı, şanlı matematiktir bu.
Ben ilkokula giderken babam bana ceza vermişti. Kerrat cetveli en kısa zamanda ezberlenecekti. Önceleri biraz umursamaz davranıp babama unutturmaya çalıştım. Babam unutur mu hiç! Hem kararlı hem de ısrarcıydı. Bunun için beni odaya kapatmışlardı. Matematik hikâye, masal veya film gibi değildi ki sürükleyici olsun. Kısa bir zaman sonra sıkıldım tabii olarak. Defteri bir tarafta açık olarak bırakıp uyumaya çalıştım. Annem içeri girip de beni kontrol ettiğinde uyuyormuş rolü yaptım. Annem benim uyuya kaldığımı söyleyerek üzüldü benim halime. Hatta üzerime bir şey örtüp çıkmıştı odadan. O gün atlatılmıştı; ama ya sonraki günler ne olacaktı. Kurtuluş yoktu ki, mecburen ezberlenecekti bu kerrat cetveli. Adı bile benim kanımı dondurmaya yetiyordu: Kerrat.
Hangimiz küçükken kerrat cetveli dediğimiz çarpım tablosunu ezberlemek için gece-gündüz çabalamadık. Hangimiz matematiğin adını duyunca ürpermedik. Hangimiz sadece matematik yazılısı olunacağı gün saatlerce ineklemedik. Hangimiz o anlamlı veya anlamsız problemler ve alıştırmalar arasında kendimizi kaybetmedik. Gece kâbuslarında sayılarla savaşmadık.
Aynı sıkıntı yıllar öncesindeki gibi devam ediyor, hiç merak etmeyin. Matematik zorluğunu ve yenilmezlik unvanını korumayı başarıyor. Öğrenciler diğer derslerde başarılı olurken, bir konuyu birkaç tekrarla öğrenirken matematikte akılları duruyor. Elleri, ayaklarına dolaşıyor; dilleri damaklarına yapışıyor; resmen hepsinin nutku tutuluyor. Matematik bize ve öğrencilere büyü mü yaptırıyor ne!
İşin şakası bir tarafa bu dertten kurtulmanın çaresi var. Reçetesi elimizde olmasına rağmen onu göremiyoruz. Size o reçeteyi fark ettirip kullandıracağız. Böylece siz şifa bulacaksınız. Başlayalım mı?
Matematik konuları iç içe geçmiş birçok kavramdan meydana gelmektedir. Bu sebeple bu kavramların tamamını bilmemiz gerekmektedir. Bunun için altın kural da şudur: Bir konuyu tam olarak öğrenmeden yeni bir konuya geçilmemelidir. Bir konuyu geçmek için de az-uz değil tam olarak ve her detayı ile öğrenmeliyiz.
Öğrenilen her konu bir önceki konu ve konularla ilgilidir. Bu ilginin ne olduğunu ve ne kadar ilgili olduğunu iyi bilmeliyiz. Her konuyu diğer konularla ilişkilendirmeli benzer yönlerini karşılaştırmalıyız.
Bir soruyla yani problemle karşılaştığımızda onu iyi okumalıyız. Problemde verilenlerin ve istenenlerin ne olduğunu çok iyi kavramalıyız. Ne bulacağımızı ve onu bulmak için neyi, nerede, ne zaman kullanacağımızı bilmeden yola çıkarsak sonuca ulaşmamız mümkün olmayacaktır.
Öğrendiklerimizle hareket ederek soruyla ilgisi olan kavramları çıkarıp ortaya koymalıyız. Bu kavramların ilişkilerinden yola çıkarak konular arası bilgi alışverişi yapmalıyız. Sorunun çözümünde kullanılacak en doğru işlemi bulmalıyız. Eğer bilgilerde eksiklik veya yanlışlık varsa, bilgi alışverişinde kopukluk meydana gelecektir. Kapsama alanı dışında kalan bilgilerin yokluğu sonucunda çözüme ulaşmak imkânsız olacaktır.
Matematiğin alanı geniş olduğu için tamamını uzun süre akılda tutmak da zordur. Bu sebeple alıştırmalar yardımıyla beyin jimnastiği yapmalıyız. Beynimize kazıdığımız bilgilerin körelmemesi için onları canlı ve diri tutmak zorundayız. Bu da her gün soru çözerek düzenli tekrarlarla mümkündür.
En önemli kural ise matematikten korkmamaktır. Korkuyorsanız bile hissettirmemektir. Unutmayın ki, korkunun ecele faydası yoktur. Korktukça üstüne gidin ki o da kendine çeki düzen versin. Bize biraz sevecen yaklaşsın.
Bu başlığı koymamın sebebi de bir öğrencim. Matematik dersinde aynen böyle söyledi: “Matematik ölsün.” Ne dersiniz, sizce de matematik ölmeli mi?
Ali SAÇAK