Bu yazımda “hiçbir şey göründüğü gibi değildir” konusuna değinmek istiyorum. Bakalım sizlerin hayatında da buna benzer davranışlarınız oldu mu?
Hayat bütünüyle mutluluk anlarımızdan oluşmuyor ne yazık ki. Gerçi her an mutlu olabilseydik acaba sıkılır mıydık bunun da cevabını tam olarak bilmiyorum. Acı çektiğimiz anlarımız olmuştur mutlaka ama derler ki “ Acı insanı olgunlaştırır, büyütür ve acıyla yeni bir şeyler öğreniriz”. Bu açıdan baktığımızda aslında bize yararı var gibi görünüyor bu acı çekmenin.
Bir araştırma yapsam, sorsam birçok kişiye “ Acı çekmekten korkuyor musunuz?” diye kimi dürüstçe “ evet” derken kimi de “ hayır” diyecektir. Peki, acıdan kaçmak için nasıl davrandığımızın farkında mıyız? Tam anlamıyla aslında acı çekmekten korktuğumuz için kimi zaman olduğumuzdan farklı davrandığımızın farkında mısınız diye sormak istiyorum. Nasıl mı?
Sevdiğiniz bir insandan, onunla ilgili daha önce yaşanmış olan ilişkinizde tattığımız acıyı tekrarlamamak adına ondan kaçtığınız olmadı mı hiç? Kalbiniz onu deli gibi isterken, ona karşı hiç istemiyor gibi davrandığınız oldu mu? Ya da çok sevdiğiniz, can arkadaşınızdan bir gün ayrılmak zorunda olduğunuzda aslında çok üzülen yüreğinizin etrafına kalın kaleden duvarlar ördüğünüz ve sanki hiç üzülmüyormuşsunuz gibi davrandığınız olmadı mı? Kısacası; yeniden kaybetme korkusunu yaşamadınız mı hiç? Ve aslında bu korkuyu fark etmeden acıya karşı gardınızı alıp kendinizi kandırmadınız mı?
Hepimizin içinde “ Sevgi”nin gücü daha fazladır, biz sevgiden yaratıldık. Kendi kültürümüzde de sevgi ağır basar. Sevdiğimiz birileri, futbol takımı, çiçek, araba, hava, renk vs mutlaka vardır. Sevgi, hayatımızın bir parçasıdır. Bazen ikili ilişkilerde uzak dururuz, o kişiyi sevmediğimizden mi? Gerçekte hayır. Neler yaşamışızdır öncesinde, hep aynı olaylar tekrarlanacak sanırız ve bu beklentiyle de farklı bir ilişki geliştiremeyiz. Çünkü aslında geçmiş zihnimizde kendisini tekrarlar durur ta ki biz ona “ DUR!” diyene kadar. Geçmişte yaşananlara odaklanınca geleceği değiştiremeyiz. İki pencereden bakmak gerek. Birincisi; her ne yaşanmış olursa olsun her şey geçmişte kalmıştır ve biz karşı tarafın iyi yönlerine odaklanarak ve içimizdeki sevgiyi çağırarak geçmişi bile değiştirebiliriz. İkincisi; karşımıza çıkan herkes aslında sadece bizi bize anlatır. Hiç birimiz müneccim değiliz elbette ki ancak bilinçlerimiz birbirini okur, hisseder ve bilinçli olarak istemese de bazen bizi üzecek, kıracak (ya da karşı tarafı ) eylemlerde bulunur. Her ne ile karşılaşırsak önce kendimize bakalım, yine geldik kendimize karşı dürüst olma meselesine. Karşımızdaki herkes bize kendi içimizde var olan kimi zaman daha önceden fark ettiğimiz kimi zamanda farkında olmadığımız kendimizle ilgili inançlarımızı yansıtır. O zaman dışarıda olanı değiştirmek mümkün olmadığına göre işe kendimizi değiştirmekle başlamalıyız. Acıya karşı gardımızı alsak ta kendimizle ilgili olanı kabullenmedikçe bir sonraki ilişkide daha da can yakan davranışlarla karşılaşmaktan kaçınmamız mümkün olmaz.
Beklentilerinizi bir kâğıda yazın ve sonra bakın bakalım size bunları verebiliyor musunuz? Verebilecek misiniz? Vermediğiniz bir şeyi alamazsınız…
Saygılarımla.