Tedavi olmak istiyorsanız bundan böyle kocakarı ilaçlarını iyi öğrenmeniz gerekiyor.
Fazla değil daha kısa bir süre önce otlardan medet ummak gericilikti. Otlarla tedavi yapılması istendiğinde okumuşlarımız bıyık altından gülerdi. Kocakarı ilaçlarıyla hiçbir hastalığın tedavi edilemeyeceğini anlatıp dururlardı. Bu tür tedavilere sıcak bakanları küçümserlerdi. Modern tıbbın buluşu olan ilaçlar varken otlara ve çöplere gerek yoktu. Otlardan çare beklemek tıbbın geliştiğini inkâr etmekten başka bir şey değildi.
Modern tıpla paralel olarak ilerleyen alternatif tıp keşfedilince işin rengi değişti. Yıllardır söylenip kullanılan otların faydasının olduğu kabul edildi. Hatta bütün uzmanlar bunların kullanılmasının faydasını anlatmaya başladı. Her sabah birkaç kanalda çıkan uzmanlar yüzlerce bitki hakkında bilgi veriyor. Hangi bitkinin hangi hastalık için; ne zaman, nasıl ve ne kadar alınacağı hakkında detaylı bire biçimde bizi aydınlatıyorlar. Bununla da yetinmeyip konuyla ilgili kitap yazıyorlar. Gazetelerde ve dergilerde makaleleri ve röportajları yayınlanıyor. Bunları seyreden, dinleyen ve okuyan insanlar da aktarlara koşuyorlar. Son hastalığımız domuz gribinde bile belki yüzlerce bitki reçetesi sunulmuştu, hatırlarsanız.
Yalnızca tedavi için değil günlük hayatımızda mutlu olabilmek için de bu otlara ihtiyacımız olduğu söylendi. Diyet yapanlar, kilo almak isteyenler, alerjisi olanlar, daha fazla güzelleşmek isteyenler ve daha niceleri bu bitki karışımlarını bir kurtuluş kapısı olarak görmüştü. Artık bitki çaylarıyla, karışımlarıyla yatıp kalkıyoruz. Eski köye yeni bir adet mi geldi diye sorarsanız, tabii ki hayır. Bu bizim tarihimizden gelen bir alışkanlığımızdır.
Anadolu, bulunduğu geniş coğrafya içinde zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Bu sebeple de bizim kültürümüzde hastalıkları şifalı bitkilerle tedavi etmek bir gelenek olmuştur. Öyle ki, milattan önceki yıllarda bitkilerle tedavi yöntemlerinden pek çoğu günümüze kadar aynısı gibi gelmiştir. Boğazköy’de yapılan kazılarda çıkan kil tabletlerdeki bilgilerden bitkilerin tedavi amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hititlerin mazı, sarımsak, hardal, meyan kökü, oğul otu, haşhaş, banotu, badem gibi pek çok bitkiyi hastalıkların tedavisinde bilinçli bir şekilde kullandıkları bu kazılardaki kalıntılar sayesinde öğrenilmiştir. Daha sonraki dönemlerde Anadolu üzerinden gelip geçen diğer uygarlıkların da katkısıyla beslenen bu bilgiler kulaktan kulağa yayılarak günümüze kadar gelmiştir.
Rahmetli Barış Manço ağabeyimiz de bir şarkısında bize bu kocakarı ilaçlarını anlatmıştı. Bir gün hastalandığımızda şifayı nerede bulacağınızın ipucunu vermişti:
Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın,
İçine hatmi çiçeği biraz tere otu katasın
Hatta biraz tarçın, bir tutam zencefil
Bin derde deva geliyor biraz daha sabret güzelim!
Öte yandan uzmanlar, bitkisel tedavinin her hastalığı iyileştirmede kullanılamayacağına dikkat çekiyor. Sırf moda olsun diye bitkisel tedavi programına başlamanın faydadan çok zarar getireceğini belirten uzmanlar, "Bitki tedavisi, sadece bazı cilt ve sindirim sistemi hastalıklarıyla uykusuzluk, stres gibi rahatsızlıklar için güvenli bir yöntem olabilir. Bu da gelişigüzel şekilde değil, uzman ellerce gerçekleştirilmelidir." uyarısında bulunuyor.
Bu son uyarıyı da dikkate almamızda fayda var. Yan etkisi yok diye her bitkiyi kullanmamız gerekmiyor. Ot bile olsa ilaçlarda olduğu gibi kullanmadan önce yine bir uzmana danışmakta fayda vardır.
Hepinize sağlıklı bir ömür dilerim, çünkü dünyada sağlıktan başka kıymetli bir hazine yoktur.