Adalet ve hukuk anlayışına katkı için kısa bir hikâyecik okumak ister misiniz?
Yeni anayasa tartışmaları devam ederken en çok itirazın geldiği yargı sistemi için bir katkı da bizden gelsin istedim. Biz, aşağıdaki olayda anlatılan adalet anlayışının temelini oluşturacak bir anayasanın ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz. Tabii ki, bunu uygulaması gereken yargı mensuplarının da olayda adı geçen kadı kadar tarafsız davranıp yalnızca hukukun üstünlüğünü göz önünde bulundurması gerekiyor. Yoksa yalnızca yazılı olarak kalmaya mahkûm edilmiş bir hukuk sistemi tıkanmalara ve haksızlıklara sebebiyet verebilir.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra şehrin imarıyla da ilgilendi. Zamanına göre büyük sayılabilecek birçok projeyi de Rum asıllı Mimar Atik Sinan’a anlatıp yapılması için emir veriyordu. Fatih Sultan Mehmet, Fetihten on yıl sonra da Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emretti. Atik Sinan her ne kadar bu işe “Emrin başım üstüne.” diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “üç arşın” kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmadı.
Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun...” emrine neden uyulmadığını sordu. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyledi. Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı (emrine rağmen) özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verdi. Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söylüyordu ama emir büyük yerdendi ve geri dönüşü yoktu.
Çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklılığına olan güvenini daha da bir pekiştirdi ve “İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet”i mahkemeye verip hakkını aramak için Kadı Hızır Bey’e şikâyet etti. Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen Kadı Hızır Bey, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine karar vermişti.
Fatih mahkemeye gelir ve duruşma başlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilirdi ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştı. Karşı taraf savunmasını yaptı, mimar gerekçelerini açıkladı ve kadı kararını verdi: “Fatih Sultan Mehmet suçlu bulundu ve padişahın mühür vurduğu sağ eli kesilecek."
Fatih Sultan Mehmet karara tepkisiz kalıp bir tek cümlesine bile karşı gelmemiştir. Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir.
Duruşmanın bitiminde kadı, Fatih Sultan Mehmet’e dönerek "eğer padişahlığına güvenip de benim verdiğim karara karşı gelseydin şu gördüğün topuzla senin kafanı ezer seni oracıkta öldürürdüm." der. Kadının bu cümlelerine istinaden koca sultan Fatih de "Eğer ki sen de benim padişahlığıma aldanıp farklı bir karar verseydin ben de senin kafanı kılıcımla koparırdım." der.
Kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ün adalet ve hukuk anlayışını ifade eden şu sözü de kulaklarımıza küpe olsun: “Adliye politikamızda izlenecek gaye, önce halkı yormaksızın hızla, yerinde, güvenle adaleti dağıtmaktır. İkinci olarak toplumumuzun bütün dünya ile teması doğal ve zorunludur; bunun için adaletimizin düzeyini bütün uygar toplumların derecesinde bulundurmak zorundayız. Bu özellikleri sağlamak için mevcut yasa ve usullerimizi bu bakış açılarına göre yenilemekteyiz ve yenileyeceğiz. Bizim milletimiz ve hükümetimiz adalet düşüncesi zihniyeti bakımından hiçbir uygar toplumdan geri değildir. Hatta bu noktada daha ileride olduğumuza tarih tanıklık edebilir. Bu yüzden bizim hukuk mevzuatımızın da tüm uygar devletlerin yasal düzenlemesinden eksik olması kabul edilemez. Hedeflediğimiz tam bağımsızlık kavramı içinde adalet bağımsızlığımızın da yer alması doğaldır.”
Özgür, bağımsız, adil, tarafsız bir hukuk sistemi için gerekenler tarihimizde mevcuttur. Bize kalan ise onlardan esinlenmek, atalarımızı örnek almaktır.