Bugün sizlerle gönlünüzle hem dem olmak istiyorum.
Yani senli benli sohbet…
Bana sert ve dik yazılarımdan dolayı gelen sitemlere de açıklık getirmek istiyorum.
Kırk yıla yaklaşan zaman zarfında çok şeyler yazdım.
Çok şeyler okudum, çok şeylere şahit oldum.
Yaş elliyi öteye geçince dönüp baktığımda N. Fazıl’ın dediği çelik çomak oynamışım.
Zamanın rağbet görmeyen işiyle iştigal etmenin bedelini ödemişim.
Fikir, ideal, gaye, ülkü…
Günü birlik hayatın simsarları arasında kaynayıp gitmiş.
Bu şehir benim, derken, birileri çıkıp, sen şehir misin veya şehrin tapusunda gözün mü var? diyor adeta.
Mantığı basit ve ucuz kişiliksiz bir hayatın enkazına gömmeyi maharet sayan çoğu insanın duyduğunu düşünecek kadar hevesi bile yoksa bu normaldir.
İçi yanar insanın, ifade edince, yalancılığın karakterindeki etkisinde kalanlar “yalan, yansa dumanını görürüz” der.
Bir hadise olur, çıkar birileri kendi kurnazlıklarını ortaya koyarak ifade eder.
Ama sen düşünürsün, neden, niye, nereden, nasıl vs. sorularla meseleye vakıf olur, yazarsın.
Etiketin hazırdır, ya yandaş, ya muhalif yazar.
Senin geceler boyu araştırdıkların, yazdıkların, emeğin, uykusuzluğun kimin umurunda?
Günümüz insanına etki eden; bir boyutu siyaset vampirlerinin, bir boyutu küresel güçlerin elinde olan kanalizasyonların bile iğrendiği kanallardan başkası değil.
O kanallarda çıkan dün kü mason, komünist, ateist, başka mahfillerin yetiştirdikler…
Hayatı milletin hayatına zıt, inancı milletin inancına zıt, değersiz, düstursuz kişilere inanan ufalanmış beyinlere bakınca şaşırıyorsun.
Acaba aydın olmak, ne demek? Sorusunun cevaplarını arıyorsun.
Kendi değerlerimi koruyarak, ideallerimi gölgelemeden, gölgeletmeden ve gölge etmeden yazabilmenin haysiyetini taşımak benim için önemlidir.
Yolum bu, yöntemim bu…
Bu yüzden cedelleştiğim insanlar var, bu yüzden sevdiğim insanlar var.
Bu yüzden makama mevkie yakın duramayışım, bu yüzden durduğum yerde sabit kalışım, bu yüzden devletten ayrılışım ve serbestçe yazışım.
Bazı yazılarımı sert bulan okuyucularımın tenkitlerini alıyorum.
Ben sizim, ben sizin şuurunuz olmaya çalışıyorum, benim tepkimi salon züppelerini namert biçimdeki yalakalıklarıyla karıştırmayın.
Bir olaya sizin içinizden doğan öfke ve hicivi ben ortaya koyarım; kimse alınmasın, gocunmasın.
Eğer bu bölge 1. derece deprem bölgesi ise, bunu idareciler biliyor da inadına, etrafını beslemek için bazı kararlar alıyor, bu bölgeye göre düzenlemeler yapmıyorsa…
Ben Hüseyin Kahya Parkında oturan emmimin dediği gibi “ BU memlekette eşi dostu gönüllemek için, milletin menfaatini gözetmeyen…
Milletin malını canını tehlikeye atma pahasına bilerek birilerinin menfaatini gözeten yöneticiler varsa…
Onlar şerefsizdir, dememem mi lazım?
Ben terbiyemi çok önemli insanların dizinin dibinde aldım.
Dik durmanın bedelini dünyada pek çok mahrumiyetlerle ödedim.
Kırk yıla yakın onbinlerce yazının, şiirin, pek çok kitabın altında imzam var iken, bu memlekette resmi makamların sitelerinde eserlerim konuldu ama adım yazılmadı.
Dedim ya, ben bu yolu seçtim.
Sizin düşüncelerinizi, fikirlerinizi gözetirim her zaman.
Bir mesele de görüşlerim de iki hususa dikkat ederi; bir doğru olacak, iki haklı olacak
Ötesini düşünmem; doğuran kısrak utansın…