Bir şiiri veya yazıyı bıkmadan kaç kez dinleyip okuyabilirsiniz?
Ortaokul ikinci sınıfta öğrenim görmekteydim. Türkçe öğretmenimiz İstiklal Marşı’mızı ezberlememizi istemişti. İstiklal Marşı’nın ezbere okunmasından bize sözlü notu verecekti. Gecemi gündüzüme katıp ezberlemiştim İstiklal Marşı’nı.
Öğretmenimizin verdiği süre bitmiş, büyük gün gelip çatmıştı. Ezberlememizin istendiği tarihte bir ben ezberlemiştim İstiklal Marşı’nı. Öğretmenimizin beni çağırmasıyla yerimden fırladım. Ezberlemenin verdiği güvenle okumaya başladım İstiklal Marşı’nı. On kıtanın tamamını hiçbir hata yapmadan okuyup bitirdim. Öğretmenim beni tebrik edip bana on puan vermişti. Üstelik güzel okuduğum için de alkışlattırmıştı arkadaşlarıma. Büyük bir gurur ve heyecanla yerime geçip oturdum. O an dünyada benden mutlu birisi daha yoktu.
İstiklal Marşı’nı o gün bir ödev olduğu için ezberlemiştim. Sözlüden on puan alarak da hedefime ulaşmıştım. Daha sonra İstiklal Marşı’nın anlamını merak etmeye başladım. Bu mısraların anlamını bir an önce öğrenmem gerektiğine karar verdim. Kitaplarımızdan bulduğum kadarıyla ve kendi aklımın yettiğince anlamı üzerinde düşünmeye başladım. Araştırdıkça gördüm ki, her bir kıtanın ve dizenin hatta kelimenin anlattığı onlarca anlam vardı. İstiklal Marşı’nın on kıtadan ibaret bir şiir değil de büyük ve anlatılması zor bir destan olduğunu kavramıştım. Ödev olduğu için ezberleyip yüzeysel bir şekilde okuduğum dizeler beni büyülemişti. Şimdi, her okuduğumda farklı duygulara gark oluyordum.
Bundan seksen dokuz sene önce yazılmış olan bu sözler bugün bile beni ve okuyan herkesi heyecanlandırıyordu. Dizelerde anlatılanları rahatlıkla anlayabiliyorduk. O günün yaygın olarak kullanılan dilini düşündüğümüz zaman bu kadar anlaşılabilir bir dille yazılmış olması da ayrı bir takdire layıktır. Her bir dizesinin düşünülerek yazıldığı inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Bir kelimenin fazla yazıldığı, yanlış yerde bulunduğu veya yazılmayıp unutulduğu bir bölüm bulmak imkânsızdır. Bilakis herhangi bir kelimesinin yerinden oynatılmasıyla anlam bütünlüğünü kaybedeceği aşikârdır. Ona ilave edilecek herhangi bir kelime de bir çıban gibi diğer kelimelerin arasında fazlalık olarak görülecektir.
İstiklâl Marşı, milletimizi millî birlik ve beraberlik yolunda ebediyen ayakta tutacak ve besleyecek kudrette bir destandır. Türk milletinin varlığına ve eşsiz vicdanına onun kadar yakışan bir başka şiirimiz yok gibidir. Onun manevi havasında esen muhabbet ve sevgi rüzgârı bizi birbirimize sıkıca bağlayacaktır. Onun var olması ve bayrağımızla kol kola gururla dalgalanması için uğraşacağız. Atalarımızın akıttığı kana karşılık bizler de ter döküp vazgeçilmez değerlerimiz için çalışacağız. Unutmayalım ki, bizim var olmamız onların varlığına bağlıdır.
İstiklâl Marşı yazıldığı sıralarda Anadolu'nun birçok şehri işgal altındaydı. Tarih boyunca özgürce yaşamış milletimizin istiklâli ve istikbali tehlikedeydi. Ülkenin ufukları kapkaranlıktı. İşte Mehmet Âkif'in İstiklâl Marşı ile yükselen sesi, vatan semalarında böyle bir zamanda yankılandı.
“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!”
“Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.”
Mehmet Akif Ersoy’un gönülden ettiği duada söylediği gibi, Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın istiyorsak uyanık olmalıyız. Bu marş bizim can damarımızdır. Onun etrafında kenetlenelim. Onun, dizelerinde bize söylemek istediklerini iyi anlayalım. Onu herkese ezberletelim, anlatalım, öğretelim ve onun değerini kavratalım. Onun kırk bir dizeden oluşan bir şiir olmadığını yeni nesillerin fark etmesini sağlayalım.
“ Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!”