Zamanın behrin de söylemiştik be arkadaşım her şeyin en iyisini sen bilir,
En iyisine sen layıksın diye.
Dinletemedik bir türlü!..
Tek kişilik dünyada herkes adına,
Herkesle birlikte,
Herkesin derdi,
Telaşı üzüntüsü ile yaşadın ama,
Sevinçlerine ortak olmaktan çekindin.
Biliyorum,
Onları daha mutlu görmek adına.
En samimi,
En içten olan sendin dostlar içerisinde.
Yüzün güleç, sanki ruhunun dışa vurumu gibiydi…
Özünle sözün,
Yaşayışınla düşüncelerin aynı.
Önce karşındakine istiyordun tanrıdan,
Artarsa kendine.
Bırak komşunu,
Komşunun komşusu dahi aç kalsa, ekmeğini paylaşmak için bir saniye bile tereddüt etmezdin.
On dinler söyleneni,
Bir kez konuşurdun ama on söyleyenin değil hep senin bir söylediğin tutulurdu sevenlerinin içerisinde.
Korkardı…
Ürkerdi dostların,
Ya seni kaybetmekten,
Yada,
Zamanın diğerleri gibi senide,
Senin gözünde tüm sevdiklerini de sıradanlaştırmasından.
Üstüne titrerlerdi; farkında olurmuydun bilmem,
Türkiye cumhuriyeti devletinin kırmızı çizgileri gibi önce pembeleştirip, sonra bembeyaz edip ortada çizgi-mizgi bırakmaması gibi olmasından çekinirdi yarenlerin.
Değerliydi tüm insanlar senin için…
Yanı başındakilere paha dahi biçilmesine tahammül edemezdin. Hissettirmese bile onlarda bilirdi…
Ne geçti aradan?
Niye şimdi böyle oldu?
Paylaşmaktan çekinir oldun adeta dünyayı üstünde yaşayanlarla.
Her söylenene bir kusur bulmak,
Her söyleyene kullap takmak adet haline gelir oldu sende.
Bunca zamandır alışkanlık kazanmış dostların için alışılması, anlaşılması zor bir durumdasın.
Belki anlatmak istediklerin vardır da, kafası kalınlar anlayamıyordur. Her zaman olduğu gibi bağışla onları.
Ve
Asıl maksadını anlat.
Anlayan anlar,
Anlamayana uğurlar olsun der, gidersin.
Aksi halde,
Korkum,
Sayın başbakanın haklı çıkması…
Yani zamanla dostluklarında YALAMA olması!..