Elinizi başınıza koyup bir 1980 öncesini, birde son 10 yılı şöyle gözünüzün önünden geçirmelisiniz.
Farkında mısınız bilemiyorum ama, Türkiye’de taşların yerinden oynadı adeta.
1980 öncesinde halk caddeye ve sokağa çıkmağa korkarken, bugün ise en üst düzey bürokrattan tutunda en alt kademedeki memuruna varıncaya kadar, herkes adım atmaya korkar hale geldi.
Bırakın normal hayattaki alışılagelmiş sıradan yaşamların sorgulanması endişesini, geçmişinden bile kaygı duymaya başladı insanımız.
Dün yaptıklarının yanlış olduğunu, Atatürk Devrim ve İnkılaplarına, Devletin yasa ve yönetmeliklerine aykırı davrandığını bildiği halde, hukuk düzenine karşı çıkıp güya fişlendiğini zannederek, isyan bayrağı açan zihniyet, bugün seslerini yükseltip adeta geçmişin hıncını almak üzere dört koldan saldırıya geçmiş gibi bir görüntü içinde.
Madalyonun ters yüzü döndü neredeyse.
Memleketin çivisi sökülüyor.
Dünün mağdurları(!) bugün ellerindeki yetkiyle suç yaratıp, ardından yarattıkları suçlara ortakçı çoğaltmayı bir görev haline getirmiş.
Tüm kurumlar, sivil örgütler, kendi zihniyetinden olmayan anlayışa sahip toplumlar diken üzerinde.
Bir sabah vakti yataklarından kalkıp işyerlerine gidip gitmeyeceklerinin güvensizliğini yaşıyor herkes.
-Esnaflık bitti
-İş bulup çalışmak ne mümkün
-Memur karnını zor doyurur hale geldi
-Emekli geçinmeyi unuttu, 30 yıllık emeği ile hak ettiğini kaybetmenin endişesini yaşıyor
-İşçi sokaklara çıkıp hakkını arayamıyor
-Sendikalar sesini yükseltemiyor
-Baskı ve korku, Devletini, Cumhuriyetini, büyük önder Atatürk’ün mirasını koruyup kollayanların tepesinde bir balyoz gibi duruyor.
-Ergenekon’dan çıkıp, tüm Dünyaya hükmeden bir milletin evlatları, sindirilmiş, ürkütülmüş, köşeye sıkıştırılmış, kafasına çuval geçirilip örselenmiş, Türklüğün gurur ve kudretine sahip çıkamaz hale gelmiş.
- Giderken kına yakılıp gönderilen, şan olsun, canlar feda olsun, vatan borcu diye koşarak giden Mehmetçik dahi, bugün şüpheye düşürülmüş durumda.
Dağdan inenlere kucak açılıp istihdam olanakları son haddine kadar zorlanırken, milyonlarca işsiz gencimiz kahvehaneleri dolduruyor.
Kimsenin özeli yok artık.
Yatak odalarına kadar girilir hale geldi.
Yarın, bugünden daha iyi olacak beklentisi, yerini bugünü de atlattık “şükürcülüğü” ne dönüşmüş.
-Bilginler
-Zenginler,
-Devletçiler,
-Cumhuriyetçiler,
-Laiklikler
-Atatürkçüler
-İşsizler
-Çalışanlar
-Sendikacılar yarından endişeli.
Gerçekten soruyorum size.
Yarın var mı, yok mu?
Yarın mı daha iyi olacak, yoksa en iyi bir gün daha geçirdiğimize sevinelim mi?
Kime sahip çıkalım sonra?
Baskı ve korku ile sindirilen aydın insanlara mı, yoksa oduna, kömüre, kuru ekmeğe, papuca, elbiseye muhtaç bırakılan insanlara mı?
Siftahsız dükkan kapatan esnafa, emeğinin karşılığını alamayan işçiye, memura ve emekliye mi acıyalım, yoksa emekliliğin dadını çıkarmak isterken demir parmaklıklar arkasına konulan Atatürkçülere mi?
Cehalete mi yanalım, aydınların cehalete yenik düşmesine mi?
Peygamber ocağına balyoz vurup dağıtmaya çalışanların kanından mı şüphe edelim, Peygamber ocağına şehit olsun diye ana kuzularını gönderenlerin kanından mı şüphe duyalım?
Siz söyleyin Allah aşkına.
Yarın var mı, yok mu?