"Pes doğrusu" başlığı ile yazarak sizlerin dikkatine sunduğum yazıma oldukça fazla yorum ve görüş aldım. Olumlu veya olumsuz görüş bildiren tüm okuyucularımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Değerli Haberkale okuyucuları, bugüne kadar yazılarım üzerinden hiç kimse ile bir sanal tartışma zemininde yer almadım. Ancak yazımın muhatabı olan sayın Kurtoğlu, kendi sitesinde haklı olarak bana bir cevap yazısı yazmış ve bana gazetecilik ve köşe yazarlığı dersi vermeye çalışmış. Yazının başlığını ise "Gökhan'ım seni aydınlatayım" şeklinde atmış. Ancak yazının içeriğine bakınca bir aydınlatma hatası olduğunu görmek mümkün. Çünkü kendisi yazının içeriğine ilişkin olarak beni aydınlatmaya çalışırken, benim ondan beklediğim ve yazının can damarı olan "köşe yazarının açıktan taraf olması" noktasına hiç değinmemiş. Sizlerin de izniyle naçizane ben de kendisine birkaç kelime yazacağım.
***
Yukarıda da belirttiğim üzere, en önemli noktayı gözden kaçırmışsınız sayın Kurtoğlu, bu nokta ne mi? Hemen söyleyim, ben yazımda inanılmaz boyutlarda bir yandaşlık hissettiğimi yazıp bu konuya vurgu yaptım ancak siz bu konuya her nedense hiç ilişmemişsiniz, yanından bile geçmemişsiniz. Size göre yazınız tamamiyle bir taraf olmak anlamını taşımıyor mu? Ya da ben veya okuyucular okuduğumuzu anlamıyor muyuz? Ben diğer konular yerine tamamen taraflılığınız konusunda bilgi vermenizi temenni ederdim. Her neyse...
Nobel konusunda verdiğiniz ince bilgiler için çok teşekkür ederim. Beni aydınlattınız... Ben her an bir şey öğrenmeye açığım, yeniliklere açığım Sayın Kurtoğlu... Ancak ben bir önceki yazımda Nobel'i barış ya da Edebiyat dalları diye ayırmadan genel bir değerlendirmede bulundum. Sonuçta ortak nokta Nobel'dir benim için. Siz Başbakan Nobel barış ödülü değil de, Tıp ödülü ya da Edebiyat ödülü alsa yine bu iddianızı sürdürürdünüz eminim.
Beni aydınlatma yazınızda rakamlarla aram iyi deyip küçük bazı hesapları sunmuşsunuz... İşte ben de bunu söylüyorum. Mümkün olduğunca mesleğinizi yapın ve oraya ağırlık verin. En azından gerçek mesleğinizi (ekonomi olmasa da) size hatırlatabilmişim...
Değindiğiniz ve anladığım kadarıyla sizi oldukça üzen diğer bir nokta ise, sizin adınızı ve internet sitenizin adını yazımda zikretmediğim olmuş. Bu noktada Haberkale'yi suçlayarak, ismin onlar tarafından yazılmadığını ifade etmişsiniz. Bakınız, bugüne dek Haberkale yönetimi asla ve asla benim hiçbir yazıma en ufak bir müdahalede bulunmamıştır. Aksine her türlü konuda son derece açık ve net bir şekilde fikir ve görüşlerimi beyan edebileceğimi belirtmişlerdir. Zaten böyle bir müdahalede bulunulsa idi, ben bugün bu sitede yazıyor olmazdım. Yazımın yönetim tarafından sansüre uğradığını düşündüğünüze göre kendi sitenizde bu tip bir uygulamanız var anladığım kadarıyla...
Bir diğer husus ise, aydınlatma yazınızda mazlumlardan, hamilikten, hele Tekel işçisinden hiç bahsetmemişsiniz, buna son derece üzüldüm. Sanırım 70 gündür süren eylem sizi çok fazlaca alakadar etmiyor. Keşke biraz da bu konuları aydınlatsaydınız.
Gelelim Demokratik açılımaaa... Başbakan'ın sanatçılarla yaptığı toplantıdan bahsederek garip bir savunma yapmışsınız. Sanırım zıvanadan çıkanlar olarak nitelediklerimi anlamamış olmalısınız.. O zaman aydınlatayım kim oldukları hususunda... TBMM'de bulunan bir grup Milletvekilinden, gece gündüz sokaklara çıkıp sağa sola molotof atan, paçavraları utanmadan sergileyen, posterler açanları herhalde izliyorsunuzdur...
Eğer siz görmüyorsanız, izlemekte olduğunuz kanalları değiştirip doğru haber veren kanalları izleyin... Eminim aydınlanacaksınız... Ben işim gereği bir yayıncı olarak zaten diğer kanalları izliyorum merak etmeyin.
Sokağa çıkın, çevirin bir vatandaşı ve sorun bakalım tüm bu olanları, bakalım size ne diyecekler. Bu olaylar zıvanadan çıkmak değil midir? Eğer sanatçı toplantısı bu işi çözüyorsa ve sizin gözünüzde herşey muhteşemse ben daha ne diyebilirim ki?
Değerli okuyucular, sayın Kurtoğlu bundan sonra yazdığım yazıları dinlendirmemi tavsiye etmiş ve tansiyonumun yükseldiğini, sinirlendiğimi söylemiş. Tavsiyelerine teşekkür ederim ama gerçekten hiç sinirlenmem ve gayet rahatımdır, bilirim ki öfkeyle kalkan zararla oturur. Bence bana atfettiğiniz sıfatlar sizin satırlarınızda gizli.
Ben bir önceki yazımı sayın Kurtoğlu'nun yazısını yazdığı tarih olan 18 Şubat Perşembe'den bir gün sonra 19 Şubat Cuma günü akşam saatlerinde yayınladım. Üzerinden yaklaşık bir buçuk gün geçmişti. Acaba ne zaman yazmalıydım? 3 gün sonra mı? Hiç merak etmeyin, ben yazdıklarım konusunda son derece dikkatli davranır ve ölçümü gayet iyi bilirim. Bence siz de haberciliğin en önemli kriterleri olan "hızlı ve süratli" haberciliğe geçmeye gayret edin.
Sayın Kurtoğlu, siz de bana cevaben bir yazı yazdınız ve benimle girdiğiniz bu polemikle Kırıkkale gündeminde epeyce yer edindiniz. Ben bu çerçevede sizin bu tartışmayı uzatmak isteyeceğinizi düşünüyorum. Çünkü, bu polemikle beraber gündeme gelme ve gündemde kalma çabası içerisinde olduğunuzu hissediyorum. Sizin bu çabanıza ve ihtiraslarınıza alet olmamak adına (şahsıma yapılabilecek hakaretler saklı kalmak kaydıyla) bir daha sizinle sanal ortamda bir tartışma zemininde olmamaya gayret edeceğim.
Değerli Haberkale okuyucuları, yazımın başında da yazdığım üzere ben yandaşlığı ve taraf olmayı vurguladım ve bir takım beklentiler için bugünden temel atmanın bu mesleği zedelediğini ifade ettim. Değerli yazar arkadaşımıza da şu mesajı ileterek yazımı sonlandırmak isterim,
"Bir dahaki sefere yazının ana fikrine bakarak yorum ve düşüncelerinizi ortaya koymanız temennisiyle." Saygılar...
Not: Bu arada yazınızda adımı "Gökhan" olarak doğru yazmış ancak sitenizin manşetine ise "Gökan" olarak geçmişsiniz. Sanırım bir düzeltme yapılacaktır.