Olmasını istediği şeyleri insan önce kendi benliğinde hissetmeli, yaşamalı, uygulamalı...
Hani,
Derler ya,
“ ellere verir talkını, kendi yutar salkımı” gibi olmamalı.
Demokrasi demokrasi diye çığlıklar atıyor sayın Deniz Baykal aylardır televizyon ekranlarından.
Haklı!..
Bizlerde istiyoruz daha çok demokrasiyi.
Bal tutan parmağını yalamasın diyoruz.
Tıpkı,
Girmeye çalıştığımız,
Ve bizimle maytap geçip bir türlü almaya niyetlerinin olmadığı iyice gün yüzüne çıkan Avrupa birliği ülkeleri gibi olalım istiyoruz.
Vatandaş sorsun,
Seçilen adam gibi dos doğru cevap versin.
Vermedimi,
Hesap alınsın koltuktan kaldırılsın…
Beyaz yalanda bile oturamasın.
Milletin aslının külliyen dokunulmazlığının olmadığı ortada iken, vekillerin hiç olmazsa düşünce ve kürsü ile sınırlandırılmalı istiyoruz dokunulmazlıklarının.
Şeffaflaşalım…
Sütüne emanet ettiğimiz millet malının,
Eşe dosta oğula-damada,
Yandaşa-partiliye peşkeş çekildiğini duymayalım, görmeyelim istiyoruz.
Tabiî ki sayın Baykal gibi daha fazla istiyoruz demokrasiyi derken sözde değil, özde diye ilave ediyoruz bizde.
Hatta daha ileri giderek,
Temsilen meclise gönderdiğimiz vekilleri liderler belirlemesin,
Yapın bir kıyak,
Koyun ortaya sandığı,
Üyelerinize belirletin seçecekleri insanları diyoruz.
Her şey tamam,
İş o bölüme gelince tııss!..
Geçtiğimiz Pazar günü CHP merkez ilçe seçimi oldu.
Pazartesi, il delegesi yazılan! Bir zevatla karşılaştım.
Delegelerin tamamını görmek istedim ama göstermediler, sadece sende delegesin dediler.
Israrla kimler delege kim seçti bunları dedim, söyleyemeyiz lakin merak etme sen delegesin dedilersede beni ikna edemediler. Bu durumda benim de Pazar günkü seçime gelmem mümkün değil dedim.
Ertesi gün sayın başkan sabahtan aradı ve arıza çıkarmamı isteyerek ısrarla gelmemi söyledi.
Tabi ben gitmedim!..
İşin burasında “ne var bunda” diyenleriniz olacak elbet
Sizde haklısınız…
Her şey var.
Ama
Sayın Baykal’ın çırpınarak olmasını istediği demokrasi yok bir tek.
Ne demişti Aliye Gündüz konuşmasında, ADAM GİBİ SİYASET YAPIN!
Böylelikle öğrendik ki, adam gibi siyaset, kapalı kapılar arkasında demokrasicilik oynamaktan başka bir şey değilmiş.
Millete verirken talkını, kendi yutuyormuş salkımı.