Tekel işçilerinin Ankara’daki protestosunu duymayan kalmamıştır herhalde.
Soğuk havada bir soba başında toplandılar. Günlerce simit yiyip çay içtiler. Kendi aralarında şakalaştılar veya dertleştiler. Güzel havalarda türkü söyleyip halay çektiler. Günlerce küçük bir çadırda gecelediler. Ailelerinden uzakta sıcak yuvalarından mahrum yaşadılar. Çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini ve komşularını özlediler. Onlar tarafından da özlendiler. Belirli zamanlarda onların yanlarına gelmesiyle hasret giderdiler.
Bu direnişin birkaç gün içinde biteceğini düşünmüşlerdi; ama umdukları gibi olmadı. Bir, iki, üç derken günler günleri kovaladı; bu günlere gelindi. Kışın bütün meşakkatini bu günler boyunca çektiler. Anlaşma sağlanamazsa bu zorluklara daha da katlanacakları açıkça görünüyor.
Yapılan bu direnişe Türkiye’nin her yöresinden destek geldiği gibi bu direnişin tepki çektiği de oldu. Gazeteler, televizyonlar, bütün haber bültenleri onları anlattı. Bazı medya kuruluşları Tekel işçilerinin direnişini bir hak olarak görüp onlara destek verdi. Bazı medya kuruluşları da bu direnişin anlamsız olduğunu vurguladı. Bazı medya kuruluşları ise bir an önce anlaşılmasının daha mantıklı olduğunu söyleyip her iki taraf için bir orta yolun bulunabileceği çağrısında bulundu.
Biz de medyadan öğrendiğimiz kadarıyla tarafların isteklerine bir bakalım:
Hükümet ne önerdi?
- 4C kapsamında 770 ile 940 lira arasında maaş.
- Ücretsiz izin 22 güne çıkarılarak sözleşme süresinin uzatılması.
- Kıdem tazminatı adı altında bir ödeme
- İşçiler çalıştıkları kamu kuruluşlarında ve civar illerde çalışsın.
Sendika ne istedi?
- TEKEL işçileri, 4857 sayılı yasaya tabi olarak başka kurumlara geçirilsin.
- 4C devlet memurları ile ilgili bir statü, TEKEL çalışanları işçi statüsünde değerlendirilsin.
Okudunuz, değil mi? Anlaşılmayacak bir sorun yok gibi görünüyor.
Sendikaların bazı sözleri sanki anlaşma olmasın diye uğraşıyorlarmış izlenimi veriyor bize. Bir sendika yetkilisi: “1500 TL maaş verseniz bile bu şartlarda anlaşma olması mümkün değildir.” diye açıklama yapıyor. Kendince ipleri koparıp anlaşmanın önünü tıkıyor. Derken yurt genelinde, hâlâ ne anlama geldiğini bilmediğim, üretimden gelen haklarını kullanarak genel grev ilan ediyorlar. Eylem sonunda: “İşçi ve memur konfederasyonlarının kararıyla gerçekleştirilen ‘çalışmama hakkını kullanma eylemi’ valiliklerden, bürokratlardan ve işverenlerden gelen baskı ve tehditlere rağmen yurt çapında başarı ile gerçekleştirilmiştir.” diye açıklama yapılıyor. Kendilerince yaptıkları kahramanlığı kamuoyu ile paylaşıyorlar. Bu bir günlük iş bırakma veya onların tabiri ile çalışmama hakkını kullanma eylemi ile şehirlerde hayat durma noktasına gelmiş; umursamıyorlar.
Niyeti anlaşmak olan bir kişi, işçilerin görüşlerini alarak ona göre isteklerinde esneklik yapabilir. Yetkililerle görüşerek yapılabilecek en iyi şartlar için onları ikna edebilir. Bu işçilerin sokakta ne yaşadıklarını bilmeden ahkâm kesmek, onları sokağa mahkûm etmek kabul edilebilir değildir.
Sendikalar bu uzlaşmaz tutumunu bırakıp bir an önce anlaşmayı sağlamalıdırlar. Yıllardır takındıkları uyumsuzluk tavrını bir kenara bırakıp beklenen olumlu adımı atmalıdırlar. Arabozucu değil de arabulucu olması gerektiğini hatırlamalıdırlar. İşçiye sahip çıkmak istiyorlarsa onları sokaktaki meşakkatten kurtarmalıdırlar. Sendikalar, işi yokuşa sürüp de hiçbir işe yaramayan iş bırakma eylemini yapmak yerine işçiye ve ülkeye sahip çıkma işlevini yerine getirmelidir. Halk, devletle zıtlaşmadan işlerini yoluna koyacak işçiyi ve ülkeyi gerçekten düşünen bir sendika istiyor.
Bütün sendika yetkililerine ve üyelerine duyurulur.