“Naziler komünistleri götürdüklerinde sustum. Çünkü ben komünist değildim.
Sendikacıları götürdüklerinde sustum. Ben sendikacı da değildim.
Sosyalistleri içeri aldıklarında sesimi çıkarmadım. Ben sosyalist değildim.
Yahudileri tutukladıklarında sustum. Çünkü ben yahudi değildim.
Beni götürdüklerinde, geride artık karşı çıkabilecek kimse kalmamıştı.”
Bu söz Alman İlahiyatçı Martin Niemöller’e ait. Bu sözü yıllar önce ilk defa, Fethullah Gülen hakkında 28 Şubat döneminde atv’de yayınlanan bir kaset ve sonrasında ABD’ye gidip gelmemesi üzerine bir gazetenin köşe yazarı tarafından yayınlandığında okumuştum. Yazının içeriği; Gülen Cemaati’nin toplumsal tüm olaylarda sessiz kaldığı, Fethullah Gülen ve kendilerine yönelik suçlar isnat edildiğinde ise çevrelerinde kimsenin yanlarında olmaması üzerineydi.
Son 4 yazımın üçünde Fethullah Gülen Cemaati’nin kendilerinden olmayanlara yönelik bakış açılarını irdelemek istedim. Yaşanan birkaç olayı da buna örnek olarak sundum. Ve son yaşanan hadise cemaatin kendisinden olmayanlara yönelik düşüncesini bende netleştirdi. Hatırlarsanız; cemaate mensup öğrencilerin kaldığı evde kalan bir üniversite öğrencisinin, karşı komşularının lise öğrencisi torunlarına ders vermesi sonucu evden atılmasını yazmıştım. Bu olay bize cemaatin bakışı noktasında önemli sonuçlar çıkardı. Bayan öğrenci bu yıl 3. sınıfa gidiyor. Aslında kendisi cemaat mensubu değil. Zaten diğer öğrencilerle de bu yıl aynı evde kalmaya başlamış. Ders vermeye başladığında ise evin ablası tarafından evden atılıyor. Ve geçtiğimiz günlerde bayan öğrenci evden ayrılarak bir yurda yerleşti. Vedalaşma esnasında kendisinde ‘Eğer ders verdiğin öğrenci bizden biri olsaydı sorun yoktu.’ deniliyor. Yani cemaat tarafından toplum ‘biz ve onlar’ diye ikiye ayrılıyor.
Yazımın başlığı AB kan grubu ve Gülen Cemeati. Neden bu başlığı attım; çünkü yaşanan bu olaylar sonrasında Gülen Cemaati ile AB kan grubu arasında bir bağ kurdum. Nasıl bir bağ anlatayım; bilirsiniz AB kan grubunun en önemli özelliği; bir kana ihtiyacı olduğu zaman diğer tüm gruplardan (A-B-0) kan alabilmesi(Genel alıcı). Buna karşılık sadece kendi grubuna yani AB kan grubundan olan insanlara kan verebiliyor. AB kan grubunu diğer gruplardan ayıran en temel özellik bu.
Şimdi Gülen Cemaati’ne bakalım. Cemaat herkesden alıyor. Yani alırken; solcu, sağcı, dinci, ataist, Nurcu, Süleymancı, alkolik, dindar ayırımı yapmıyor. Ancak bir şeyler vermeye gelince diğer tüm kesimleri devre dışı bırakıyor ve mümkün olduğunca sadece kendisinden olana vermeyi yeğliyor. Aynı AB kan grubu gibi. Bir zamanlar Necmettin Erbakan siyasette ki yerlerini ‘biz ve onlar’ diye nitelendirirdi. Gülen Cemaati’de aynı o şekilde nitelendirmeyi yapıyor ‘Biz ve onlar’
Kendilerinin yararına olan konulanda ortak hareket etme kararı alınabiliyor. En basit örneği son yaşadığımız yerel seçimler. Kızılırmak Lisesi’nin çatısı için belediye tarafından ceza kesilmesi ile başlayan ve sonrasında Korkmaz’ın geri adım atmaması nedeniylekopan ilişkiler nedeniyle seçimlerde Korkmaz’ı desteklememe kararı alıyorlar. Cemaat seçimlerde DP adayı Mahir Yılmaz tarafından yer alıyor. Süleyman Sümer gibi içlerinde bazı isimler ise cemaate aykırı hareket ederek MHP Adayı İhsan Kayalak’ın yanında yer alıyorlar. Zaten Süleyman Sümer bizden değil derken dayandıkları gerekçe de Sümer’in seçimlerde Kayalak’la birlikte hareket etmesi. ‘Biz Yılmaz’ı destekledik ama bak Sümer bizimle birlikte değildi. (Mehmet İşler, Fettah Doğan gibi birkaç ismi daha Sümer’le birlikte bu kategoride anıyorlar) İşte onun bizden olmadığına dair en somut örnek’ diyorlar.
TSO seçimlerinde yine ağırlıklı olarak kendi cemaatlerinden işadamları ile birlikte bir liste oluşturuyorlar. Başlarında da Cengiz Kaplanhan var. (Gerçi Kaplanhan’ın liderlik rolüne soyunması diğer üyeler arasında ciddi tepkiye neden olmuş. Kaplanhan’ın kendisinin böyle bir role soyunduğunu, onun başkanlığı gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olamayacağını, o şekilde davranmasını da tasvip etmediklerini dile getirdiler)
Sonuç olarak, Gülen Cemaati diğer adıyla Nur Cemaati toplumda biz ve onlar mantığı ile hareket ediyorlar. Kendileri lehlerine olan bir durumda tüzel bir kişilik gibi hareket ediyorlar. Aleyhte bir durumda ise ‘biz tüzel kişilik değiliz’ deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. AB kan grubu gibi sadece kendi gruplarına verip diğer bütün gruplardan almayı son derece iyi başarıyorlar. Ama unutulmaması gereken; kendileri dışında herkesi ‘onlar’ olarak nitelendirdikleri müddetçe yarın çevrelerinde kendilerinden başka kimse kalmayacak.