Namus gazı kesilmeye gerek yoktu. Güzin ablanıza Müslüm Gündüz’ün Fadime Şahin’e çektiği muameleyi çekecek değildim. Bildiğiniz gibi daha çağdaş ve demokrat bir ağırlamayı planlamıştım. Kapıda karşılayıp mutlaka toka yapacaktım. Olur ya çağdaş yaşamın bir gereği olarak O’na elektrik cereyanımdan geçirecektim. Biliyorsunuz birçok muhafazakar, kadınlarla toka yapmadığı için jakoben darbecilerce fişlenmişti. Hatta bazı kamu görevlileri misafirlerini haremlik selamlık ağırladığı, içki içmediği, gümüş yüzük taktığı ve en tehlikelisi de namaz kıldığı için ayrıma tabi tutularak fişlenmişti. Kahraman Türk Basınından öğrendiğimize göre bazı kenar mahalle çocuklarının sırf gerici isimleri yüzünden bazı okul sınavlarında elendiklerini de duyduk.
Bendeniz insanları böyle kategorize etmeyi onaylamıyorum. Her insan benim gözümde değerlidir. Sadece insanın yaratılışına ters işler yapan kapçıkların insanların zihniyeti ile mücadele ettiğimi herkes bilsin isterim. Bu çağda bu kafa gitmiyor.
Okuyucum, çocukluk devresinde kullandığımız tekerlemeye takılarak yazının asıl temas ettiği konuyu gözden kaçırmış. Ben yazılarımı hür bir irade kullanarak yazıyorum. Üstelik o tekerlemeyi de ben üretmedim. Üretilmiş bir tekerlemeyi kullandığımızı yazdım. Burada asıl hedefim vatanın makûs talihini yenmektir. Bilindiği gibi bu hususları emanet ettiğimiz jakoben darbeciler, emanete hıyanet ettiklerinden, vatanın makus talihini bir türlü yenemiyoruz.
Seksen senedir irtica, mürteci, gerici, yobaz, takunyalı, sıkma baş, hamam böceği, Kara Fatma, bidon kafa, göbeği kıllı, çoban, köylü az gelişmiş, örümcek kafalı ve daha birçok kavramla kendi halkımızla mücadele edip duruyoruz. İnsanları tuttuğu partiye inandığı dine, felsefi düşünceye, kılık ve kıyafetine, yaşadığı mahalleye, cinsiyetine, etnik kimliğine, üye olduğu dernek veya sendikaya, doğduğu yere göre tasnif etmeye ve bazılarını bundan dolayı hak mahrumiyetine uğratmaya çalışıyoruz. Bu durum ne hukuka ne dinlerin tavsiyelerine ne de insanlığa sığar!
Son yıllarda televizyonlarda tartışılan konular; şeriat geliyor, laiklik elden gidiyor, irtica tehlikesi var, takiyye yapılıyor, seçimle de gelse hükümetin gizli gündemi var, Araplaşıyoruz, Malezya mı oluyoruz, İranlaşıyoruz, Cezayir gibi mi olacağız, demokrasi elden gidiyor, tek parti rejimi, sivil dikta, sivil faşizm, tek adam rejimi, otoriter yönetim, muhalefete baskı, basın susturuluyor vs.
Üstelik bu kavramları sığ kafalı, darbeci, tepeden inmeci, bilim adamı kılıklılardan dinleye dinleye sinirlerimiz bozuldu. Şunun şurasında Güzin ablanızla bir gün de ben geçireyim istedim. Çok şey mi istedim!
Ne talihsiz bir ülke olmuşuz. Jakoben darbecilerin son olarak deşifre olan darbe planlarını basından okuyoruz. Dehşete düşüyoruz. Fırsat bulamadıklarına seviniyoruz. En kötüsü de utanmadan vatansever görünüyor olmaları.
Gelecek günlerin daha iyi olacağına dair ümidim sayesinde karamsar değilim. Bu köşeden kimseye ahlak dersi vermek değildir niyetim. Kendimi günahsız görmüyorum. Bana taş atacaklarda kendileri için bir aynaya baksın isterim.
Değişik görüş ve düşüncede olan halkımızın, sandık başında yansıttığı iradeye saygılı olmak gerektiğini düşünürüm. Demokrasi sadece seçimden ibaret değildir elbette. “Çoğunluk”, “çoğulculuk”, “eşit ve genel oy”, “katılımcılık”, “hukukun üstünlüğü” gibi diğer alanlardaki eksikliklerimizde zaman içinde düzelir umarım.
Jakobenler höt möt deyince hemen hazır ol vaziyetine geçenlerden olmayın. Çocukça tekerlemeye de kızmayın sakın.