Beş yıl önce Ankara-Kızılay’a büro açtığımda,
Apartmanın girişindeki dükkân da konfeksiyoncu vardı, onun yanında ise telefoncu.
Altı ay sonra bir Pazar günü esnafla vedalaştık,
Pazartesi geldiğimde vitrininde gazete kâğıdı yapışılı idi.
Yani,
O gece içinde yükte hafif, ederi yüksek olan ne varsa alıp sırra kadem basmıştı peşindeki alacaklılardan kurtulmak için esnaf.
Birkaç hafta sonra,
Bir spor giyim mağazası açıldı aynı yere.
Altı ay sonra da onun vitrininde vardı gazete kağıdı.
Sırası ile,
Spot mal satan beyaz eşyacı,
Ayaküstü köfte, döner,
Çiğ köfteci,
Baklavacı,
Tekrar spor kıyafet satan konfeksiyoncu,
Ayakkabıcı,
En son Diyarbakır kadayıfçısı…
Akşam eve giderken bir kutu tatlı aldım;
Hal hatır sorarak sohbet ettik,
Sabah döndüğümde onun vitrininde de gazete kâğıdı yapışılı idi.
Söz çok bu insanların neden altı ay dolmadan ekmek teknelerini kapattıklarına dair.
Mesela sayın başbakana göre,
“Sahtekar” hepside!..
Tüccarın malını vadeli alıp peşine çevirdikten sonra borç ödememeyi geçim kapısı yapmışlar!..
Maliye bakanına göre,
Vergi vermemek için tüm uğraşları…
Bir anlamda “keyf” alıyorlar böyle davranmaktan…
Kısacası, devletin kazanacağını kendi keselerine yazmak en büyük hobileri!..
Muhalefete göre,
Çaresizler.
Kazandıklarının tamamını verseler, yinede bankadan aldıkları kredinin, kazanmadıkları paranın vergisinin ve dükkân kirasının yarısını karşılayamıyorlar.
Murat Tanır,
Ve
Murat Bulut’ un söyleyip yazdıklarına bakılırsa Süleyman Sümer’e göre ise DÜRZ.. lüklerinden.
Ne diyelim;
Ha Ankara ha Kırıkkale fark etmiyor.
Geçmişten gelen bir birikimi yoksa,
İktidar kanadından devletle iş yapmıyor,
Kar,
Ya da yağmur suları bulaşmıyorsa kasasına, Esnaf şöyle yada böyle ekmek teknesinin kapısına kilit vuruyor bu günlerde.
Beş yıl evvel altı ayda bir oluyordu bu hadise,
Son yıllarda ise iki ay da bire düştü.
Hayırlısı bakalım!.. Çok yakında birilerine hak vermek zorunda kalacağız;
Ama kime?