Hayattan çok şey istemedim. Aynı büyüklerden bir şey istememek gerektiğini öğreten çocukluğum gibi hayat da kendisinden çok şey istemememi fısıldadı kulağıma. Öyle kızarak, emir verir gibi değil. Görmüş geçirmiş bir ağabey gibi kolunu omzuma atıp, elinde tespihini sallayarak söyledi. Bir ağabey gibi, beni tanıyan bir kabadayı gibi. Yani kızmadım, korkmadım, üzülmedim. Samimi bir haldi hayatla aramdaki muhabbet.
Azın/çoğun ne olduğunu öğrendim zamanla. Neye nasıl bakarsan, azlığı çokluğu bakışının belirlediğini gördüm. Çok sevginin, sözler, hediyeler, maskeler, yapmacık tavırlar olmadığını, utanan bir çift göz olduğunu gösterdi güzel bir kız. Yanında olmanın değil, yolunu gözlemenin ayrı bir sevgi olduğunu anladım. Çok sevgi istemedim. Çünkü sevginin azı çoğu olmadığını beni her zaman aynı şekilde seven dedem gösterdi. Onu kaybettiğimde hayatımın fonunu belirleyen sevgi lugatını daha iyi okuyabildim. Ardından büyükannem gitti yanımdan. Onun gidişi ile emek sevgi ilişkisi anladım. Bana çok emeği geçti, önce emek vermeyi sonra sevmeyi öğrenmişim meğer fark etmeden.
İnsanlardan dürüstlük istedim. Çok değil, biraz. Meğer dürüstlüğün azı daha betermiş, bunun beni taşımayacak bir dala tutunmak olduğunu da defalarca düşerek öğrendim.
Kadınlardan da çok şey öğrendim. Öğrettim mi bilmiyorum. Hayatta ne kadar başarılı olursan ol, kadınların seni tam tersi hale sokmak için hiç zorlanmadıklarını gördüm, izledim, dinledim. Güzellikler de onlardan, çirkinlikler de. Belki de bu yüzden onlara hiç küsemedim. Kızdım ama kovamadım, sarıldım ama tutamadım. Az ve çok kavramı hakkında da çok şey öğrendim onlardan.
Az söz ile çok şey anlatmaya çalıştım. Çok söz ile az şey anlatmaya çalıştım. Gördüm ki söylenen sözün azı çoğu fark etmiyor. Söylemek istediğimi gözlerimden okuyanları gördüm. Hatta söylemeyi akıl edemediklerimi bile okuyanları. Çok şey anlatmak isteyip de tek kelime anlatamadıklarım da oldu, hem de çok.
Çok sevdim, çok kızdım. Az ile olan ilişkim bu noktadan sonra zedelendi. Çok şaşırmadım, çünkü hayatta hiçbir şeyin azının kendini gösteremediğini de gördüm. Çok olmak gerekiyordu. Bazen oldum, bazen olamadım. İki laf ettiğim kadınlarda aklım kaldı. Saatlerce konuştuğum kadınlar karşımdayken, gözlerimden onların kayıp gitmesi belki bundandır. Bazılarını gönlümle sarmaladım, bakışlarımla kucakladım, ama onlar sarılmadığım için küstü. Az çok sevdim kısacası. Az olanlar aklımda, çok olanlar geçmişimde. Biraz da bu yüzden az sevmeye başladım galiba. Geride kalmasınlar, aklımda olsunlar diye.
Kubilay MUTLU
***
Yazınızın “Konuk Yazar” bölümünde yayınlanması için editor@haberkale.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.