Yokluk,
Yoksulluk,
Ve
Yolsuzluk…
Şimdilerde “Y” üçlemine birde ”yılgınlık” eklendi.
Kentsel yaşama henüz dönüşemediğimiz yetmişli yılların sonuna gelirken yokluk vardı.
Bir litre benzin bulabilmek için petrolcüden tanıdık arar gezerdik.
Keza,
Yağ,
Şeker,
Tüp gibi mutfağın olmazsa olmazlarını bulabilmek içinde öyle idi.
O dönem, şimdiki gibi yoksul olduğumuz söylenemez…
Ama
Vardı.
Yolsuzluk her devrin sorunu.
İsa’dan öncede, zamanında da, İsa’dan sonrada ortada tutulası bal bulunduğu sürece, tutan muhakkak parmağını yaladı.
Artanı da,
Eşine dostuna ikram etti.
Yeğenler, biraderler,
Kayınço-bacanak-baldız-kuzen,
Hep vardılar, sayıları artarak var olmaya devam ediyorlar.
Bunlara alışığız, çalmalarına-çırpmalarına,
Bir ihalede köşe dönmelerine, yiyecek ekmek bulamazken laciler içerisinde büyük iş adamları olmalarına alıştık, bağışıklık kazandık artık.
Sorun bu değil!..
Sorun,
Yılgınlığımız.
Eskidende çalma çırpma vardı en katmerlisinden.
Fakat,
Açığa düştüğünde sağcı-solcu, dinci-minci, topcu-popcu demez, en acımasızından üstlerine giderdik.
Mitingler düzenler, protestolar ederdik.
Yediği içtiği varsa, getirebildiğimiz kadarını ağzından burnundan getirirdik yiyenin fitil fitil.
Şimdi,
Bir avuç duyarlı insan yollara düşmüş yaşınılan haksızlıkları protesto ediyor, aileler tecrübeyle sabit, bebelerinin peşinde, “aman evladım “yılan” henüz bize değimedi” diye eve getirmeye çalışıyor.
Yani,
“Madem ki birileri yanmadan güneş görünmeyecek, O halde yanan benden olmasın” diye başkalarının gözünün içine bakıyor.
Yokluk, yoksulluk, yolsuzluk tamam…
Onlarla mücadelenin kırk türlü yöntemi var, biliniyor.
Lakin,
Yılgınlıkla mücadelenin yöntemi henüz keşfedilmedi.