Sanatkârlar göçmen kuşlara benzer, itibar görmediği kentten uçar giderler. Sadece kendileri gitmezler beraberliğinde o kentin bereketini de alır götürürler. Sizin yıllarca yapamadığınız reklamı onlar bir solukta yapıverirler. Ayrıca iyi reklamı iki, kötü reklamı yedi kişi yapar.
Yüce Atamız da onun için söylemiştir: “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuştur” diye. Bir sanatsever bakınız ne diyor.
Sanat, insanları yaratıcılığa ve üretkenliğe teşvik eder. Ortaya çıkan sanat yapıtları bir yandan o ulusun yaratıcılığını temsil ederken; bir yandan da ulusal gurur vesilesi olurlar. Ayrıca sanat, toplumsal olayları yorumlamak için farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Bu açı çok daha toleranslı ve özgürlükçüdür. Sanat katı kurallar tanımadığı için değişime ve gelişime hep açık olmuştur. Dolayısıyla milletlerin tarih içinde geçirdikleri evrim, büyük ölçüde sanat sayesinde olmuştur. 16. yy'da yaşanan Rönesansın etkilerinin günümüze kadar uzandığını söylemeye gerek var mı?
İşte büyük Atatürk'ün sözlerinden çıkan anlam budur. Milletler sanatla, kültürle, edebiyatla beslenemezlerse yaşayamazlar. Kuruyup yok olurlar. Yani, çağlara ayak uydurmanın ve kendini geliştirmenin yolu önce sanattan geçer. Birlikte üretip, birlik içinde paylaşılan bir kültür o toplumun yaşam garantisidir.
Bu harç olmazsa gerçekten o milletin hayat damarlarından biri, belki de en önemlisi kopmuş demektir.
Bu sözlerimi kışta kıyamette neden yazma gereği duyduğumu sevgili okurlarıma açıklamak isterim.
Yıllar önceydi, Ankara’dan gelmiştim. Ağabeyim Kırıkkale’de tiyatro olduğunu söylediğinde inanamadım. Helal olsun yapanlara, helal olsun bunu aziz Kırıkkaleliye sunanlara demiş ve ardından “Süheyl-Behzat Uygur Tiyatrosu”nu izlemiştim. Sn. Belediye Başkanı Veli Korkmaz, sahnede kısa bir de konuşma yapmıştı, Mustafa Pekdoğan Kültür Merkezi’ndeki bu oyunu planlayan ise değerli kardeşim Sezai Yeşilyurt’tu.
Bu değerli insan, hem Kırıkkale Şehir Tiyatrosunu hem de, Tiyatro Şubat’ı Kırıkale’ye armağan etmişti. Birçok etkinliği, kültür ve sanatı hem halka hem de geleceğimiz olan çocuklara sevdirmişti. Palyaçoları, meddahları o bize sunmuştu. Sayısız hizmetleri vardı. Allah razı olsun.
Geçenlerde onu kötü adam rollerinde televizyon dizilerinde gördüğümde bir televizyon yapımcısı olarak gurur duydum. Helal olsun bizi tüm ülkeye tanıtıyordu. Ne güzel bir kentin insanı Anadolu’dan çıkmış ve rolünü en mükemmel bir şekilde yapmış ve her yerde ondan bahsediliyordu. Hatta bu rolü için sokaklarda “Erol Taş’ın yeni versiyonu” imajını da kazanmıştı.
O bir sanatçı, o bir kent kahramanı. Bence heykeli dikilecek bir kardeşimiz.
Şimdi ne oldu? Anlatacağım. Lütfen ayaktaysanız oturun ve çocuklarınızı da bu yazıdan uzak tutun. Çünkü onların Sezai ağabeyi yok artık, Kırıkkale maalesef bir sanatçısını daha kaybetti.
Belediye’de önce Ekmek fabrikasına atandı.
Daha sonra bu kışta kıyamette Belediyedeki birçok arkadaşı ile birlikte işine son verildi.
Tarihi kaydediniz 2009 yılının 15 Aralığı.
Tiyatro sahneleri öksüz kaldı.
Kırıkkale’nin hayat damarlarından biri koptu yine.
Şimdi bu eşsiz insanı; namerdim askerlikte Asteğmen olarak Foto-Film merkezinde birlikte çalıştığım ve kadim dostum Levent Kırca’ya söyleyeceğim. Çıktığım tüm televizyonlarda ve basında ondan bahsedeceğim.
O ekmeksiz kalmaz.
Allah hesap sorucudur. Rızıksız kul asla yaratmaz. Yapanın bu kışta kıyamette yanına kalmaz.
Kaybeden kent olur. Olmadı Sn. Başkan, size yakışmadı. O sırdan biri değil o bir sanatkâr.
Göçmen kuşlar asla geri dönmez.
Sanatkârlar ağlamaz.
Arkasından sanatı sevenler ağlar.