Rahmetli babamdan çok dinlemiştim.Ekmeğin ,gaz yağının,tuzun karne ile satıldığı hikayelerini.O zamanlar tekel (Monopol) ve ya eski ismi ile “inhisarlar müdürlüğü”nden gaz satın almak her baba yiğidin karı değildi.Her evde zaten aynalı şişeli lamba yoktu.Kara lamba vardı. Hani Sezen Aksu’ nun şarkısında geçen “şinanay” denilen fitilli gaz lambaları ,Az mı çıkarttığı isli havayı teneffüs ettik.Yer sofrasına benzeyen çalışma masamızın yakınına koyardık şinanay lambasını.Vatana hayırlı bir evlat olmak için gecemizi gündüzümüze katarak derslerimizi hazırlardık.Şimdiki gençlerimiz bu nostaljik durumları zahmet edip ninelerinde dinleseler iyi olur diye düşünüyorum.
İnhisarlar müdürlüğü gaz dağıtım memurunun ne kadar geniş yetkisi vardı.Gaz alıp imtiyazlılar sınıfına dahil olmak için memurumuza ne yalakalıklar yapılırdı.Öyle sıradan insanların lafını dinler mi sanırsınız.Dinlemez tabiî ki. O eli kamçılı ağaların lafını dinler,dağıtımı ağanın işaretine göre yapardı.İnanmayacaksınız ama bunda bile adalete isabet etmek mümkündü bazen.
Böyle imtiyazlı işlere memur olarak atanacak kişilerin atama işleri o zamanlarda öyle KPPS bilmem kaç kod nolu puan sıralamasına göre yapılacaktır diye bir kayıt konması mümkün değildi.Bırakın sınır koymayı böyle bir düşünceyi dillendirmek de mümkün değildi.Memlekette tek ve mecburi parti yönetimi vardı.
Tabii ki şimdi bazıları bu köşeden ahkam kestiğimi düşünecektir .Ne diyor bu adam diye? Dediğimiz şu nerden nereye gelmişiz.Demokrasinin ve hukukun varlığı ne güzel şey.Hukukun üstünlüğüne saygı, insan haklarının ve hürriyetlerin teminatı olduğu, insanımızın ufkunu açtığı bir gerçektir..Her ne kadar çok partili hayata geçmemizi bir karşı devrim gibi algılayan ve darbeciliği savunan birkaç eski tüfek Marksist köşe yazarımız var sa da o kadar numunelik bulunsun .Çok ta önemli değil.Çok seslilik yine de iyidir.Yaptığımız basit bir uyarıdır. Halkımıza diyoruz ki :Bu totaliter tek parti özlemcilerine itibar etmeyin.Ederseniz, hayvanlarınızı tuzlamak üzere öğütülmemiş ,yıkanmamış,kurutulmamış,yani içi çamur ve taş dolu tuzu karne ile temin etmeye başlarsınız.Üstelik onu da herkese vermezler.Parti militanı memurlara yalakalık yapmaya başlarsınız.
Bu kadar girişten sonra asıl meseleye gelebiliriz.Bazı siyasilerimiz kendilerini hukukun üstünde hissederek kendilerini memurun hamisi olarak görüyorlar.Tek parti alışkanlılarından sirayetle politika simsarlığı yapıyorlar.Onlara göre memur dediğin ne ki?Ne emredersek onu yaptırırız.Tak diye emrederiz ,şak diye yerine getirilir.
O devirler yavaşta olsa sona erdi.Bazılarında hala eskinin vehmi varsa da o da kalkacak .Hukuksuzluğun esemesi bu ülkeden silinecek.Memurun hamisi siyasetçi değildir.Memurun hamisi hukuktur.Hukukun üstünlüğüdür.
Haklıya hakkını zamanında vermeyi başarabildiğimizde insanımız daha mutlu bir yurttaş olarak işine gücüne bakacaktır.Memurumuz da acemi ve partizan siyasetçinin elinde oyuncak olmayacaktır.Bizzat içinde yaşadığı topluma hizmet üretmenin zevkini yaşayacaktır.
Savunduğumuz şey, niyet okuma yöntemlerine göre işe adam alma,ehliyetsiz memur,partizan siyasetçi değil.Hukukun üstünlüğü,liyakatli memur,hukuka saygılı siyasetçiyi kısacası demokrasiyi savunuyoruz.Memurlara baskı kurup yanlış ve partizan işler yaptıran,memuru sürgünlerle ezen siyasetçiyi savunmuyoruz.Bugün git yarın gel deyip halkı rüşvete bağlayan, iş üretmeyen, buna rağmen siyasi iltimaslarla her zaman terfi eden memurları da yine hukuk kuralları ile ayıklamak gerekir.