07 Eylül 2010 Salı

02.12.2009 18:49:04 748  defa okundu.

Tek Suç Yazının!

 

Önemli bir konuyu yazacaktım. Ancak beklediğim bilgiler henüz elime ulaşmadı. Bu nedenle “yazı” konusunda yine önemli gördüğüm bir yazıyla sizlere selamlarımı sunmak istiyorum.
 
Tek Suç Yazının!
 
Yazmak… Neyi, niçin, neden yazdığını bilmeden yazmak!
      Bildiğin birkaç güzel kelimeyi bir araya getirerek yazmak… O birkaç kelime ile aşkı yazmak, sevgiyi yazmak, tutsak benliği yazmak… Tüm güzellikleri, bazen mutluluk veren, bazen acı çektiren güzellikleri yazmak… Bazen farkında olmadan ne yazdığının, seni ele veren gizemli satırları yazmak, bazen tepki çeken nahoş cümleler kurarak satırları kirletmek ve yazdığını zannederek yazmak…
     Bazen bir köylü çocuğu gibi, bazen kasaba çocuğu gibi, bazen bir kentli gibi… Ama hiç durmadan yazmak…
     Birinin yüzüne anlatamadığınız nefretinizi, kusamadığınız kininizi, “seni öldürmek istiyorum” düşüncelerini veya en içli nağmeleri bir şarkı eşliğinde ya da yüreğinizden sökülüp gelen güzel sözleri bir şiir tadında… Ama hiç durmadan gece gündüz yazmak… Belki neşe içinde, belki gülerek, belki ağlayarak, ama her zaman buruk bir kalple, yitik hayallerle, sürgüne gönderdiğiniz duygularla…
     Yazmak… Yine yazmak… Yine yazmak…
      Aşkınızı, karınıza ya da sevgilinize söyleyemediğiniz güzel sözleri, romantik duyguların ifadesini ve aşkınızı hiç durmadan yazmak… Oğlunuza, kızınıza bir çırpıda söyleyemediğiniz duyguları yazmak…
     Ne güzel yazmak…
     Sizden yıldız kadar, kıtalar kadar uzak insanlara duygularınızı anlatmak, onların sizi anlamalarını sağlamak ve tanımadığınız insanların duygularına tercüman olmak…
     Ne kutsal şey yazmak… İnsanların dili olmak, onlar adına konuşmak, onların yapamadığını yapmak, onların yapamadığı küfürleri yapmak!
     Yazmak, o kadar kutsal, o kadar büyük bir şey ki yalanı yazarsınız gerçek gibi okunur. Çirkinliğe güzellik katar ve methiyeler düzersiniz, kutsal bir varlık gibi saygı duyulur… En acımasız insanın yüreğini bile yumuşatır yazmak.
     Güneşin doğuşunu ince, gizemli bir dille anlatırsınız ve batıdan doğduğunu iddia edersiniz, inandırırsınız! Çünkü insanlar yalan olduğunu bile bile inanmak isterler. Çünkü insanların yalana inanmaya ihtiyaçları vardır! Yalana inanmak heyecan verir, zevk katar yaşama!
      “Bizim zamanımızda…” diye başlayan özlem dolu hikâyeler anlatılmaya başlandığında herkes susar, heyecanla dinlemeye başlar. Geçmiş daima merak edilmiştir çünkü. İlgi çeker. ”O yıllarda ben yaşamış olsaydım neler yapmazdım!” diye düşünürsünüz. Bu düşünce bile ilginizi çeker, gözlerinizi kapatır ve hayal kurarsınız. Boş olduğunu bile bile… Ama zevk verdiği için yaparsınız bunu. Çünkü zevk almaya ihtiyacınız vardır! Çünkü yaşadığınız zamandan kısa sürede olsa uzaklaşmaya ihtiyacınız vardır. Çevremizden kısa bir süre ayrılmanın zevkini yaşamaya ihtiyacınız vardır.
     Bu hayal, bazen bir kasaba yaşantısı olur, bazen bir köy yaşantısı…
     Meselâ bir köydesiniz şimdi: Bozkır, sırtını tepeye yaslamış, önünden akıp giden bir ırmak var. Önü ova… Bu ova görüntüsündeki geniş ve verimli arazide ne ekersen yetişir. Köy önünde harman yeri var; her köy de vardır bir harman yeri. Sap dökülür… Biçilen buğdaylar dökülür... Sap düvenle sürülür: Düven, kapı büyüklüğü ve eninde, bir hayvanın çektiği sap ezme aracıdır. Patoz daha modern. Hem patoz özlenen hayali bozar. İllâ düven olmalı: Üstüne oturmalı ve hayvana üvendireği dürtmeli ki daha hızlı dönsün. Düven sürekli kendi ekseni etrafında döner. Böylece sap ezilir, küçük küçük parçalara bölünür ve saman halini alır. Bunu hayvanlar kışın yem olarak yer.
      Ufku geniş olanın hayali de geniş olur. Büyük olur… Farklı farklı detayları hayaline yerleştirebilir: Güzel gözlü, beyaz tenli, al yanaklı, dik memeli, uzun fistanlı bir kız, siz düven sürerken size su getirmeli veya azığınızı… Ne hoş bir hayal olur!
      Kendinizi bir kasabada düşleyebilirsiniz. Bir kasaba kızına abayı yakıp, deli divane olup gece gündüz evinin önünde beklediğinizi, ona aşk mektupları gönderdiğinizi hayal edebilirsiniz. Sonra pazarda onu takip ettiğinizi ve utangaç bir şekilde bakıştığınızı, yine utandığınızdan sadece gözlerinizin konuştuğunu, teninize gözlerinizle dokunduğunuzu hayal edebilirsiniz.
      Dükkânın günlük kazancını ya da babanızdan yalvararak aldığınız üç beş kuruş harçlığı kasaba orospusuyla köhne, antik bir meyhanede harcadığınızı da hayal edebilirsiniz.
      Evet. Yazmak güzel şey…
      Hiç durmadan yazabilirsiniz hayal ettiklerinizi, kimseyle paylaşamadığınız aykırı düşlerinizi, korktuğunuz rüyalarınızı…
      Yalnız, ne için yazdığınızı bilmelisiniz. Kime yazıyorsunuz bu da önemli. Kaleminizi fırtınanın önüne atmamalısınız! Fırtınanın onu savurmasına izin vermemelisiniz. Kontrol siz de olmalı. Yoksa bir engele takılırsınız. Yasaların boyunduruğu ile kıvranırsınız! Azap verir size, acı çekersiniz. Bunlara izin vermemelisiniz. Nerede, neyi, ne zaman yazacağınızı bilmelisiniz.
       Hiç yazılmaması gereken bir aşk hikâyesi başınıza dert açabilir.
       Hikâye yazarsınız, şiir yazarsınız, ama yazdığınız her şey sizden hesap sorar… Yazının sorumlusu sizsiniz çünkü. Kimse suçlamaz yazıyı. ”Tek suç yazının” demezler, yakanı, paçanı yırtarlar. Çizerler fiyakanı!
       Hâlbuki tek suç yazının!
 

Yorum Yaz


YORUMLAR
selim tunç:
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Bence önemli konulara sessiz sedasız basıp geçiyorsunuz! Galiba kimse bunun farkında değil. Herkes ne yazdığını, kimin için yazdığını bilerek yazmalı. Katılıyorum size. Güzel bir yazı. Sözüm ona yazdığını zannedenlere de bu yazı ibret olmalı.
08.12.2009 12:11:55
Öğretmen:
Katılıyorum. Güzel ve anlamlı bir yazı.
14.12.2009 12:41:01
delikanlı:
"Hikâye yazarsınız, şiir yazarsınız, ama yazdığınız her şey sizden hesap sorar… Yazının sorumlusu sizsiniz çünkü. Kimse suçlamaz yazıyı. ”Tek suç yazının” demezler, yakanı, paçanı yırtarlar. Çizerler fiyakanı! Hâlbuki tek suç yazının!" Çok doğru bir söz. Yazının sonunu anlamlı buldum. Herkes ne yazdığını bilmeli.
14.12.2009 12:43:19

YAZARIN TÜM YAZILARI
Tek Suç Yazının! - 02 Aralık 2009 Çarşamba 18:49
Satır Arasına Sıkıştırdım Sürgünü! - 04 Kasım 2009 Çarşamba 16:52
Sayın Vali'm - 23 Ekim 2009 Cuma 18:01