Son günlerde AB yöneticileri ve Dünyaca tanınmış Ekonomistler her konuşmasında Türkiye krizden sağlam çıkacak ülkeler arasında gösterilmekte sözünü tekrarlamaktalar.
Oysa ki; AKP hükümetinin uygulamış olduğu politikalarla şu ana kadar yapmış olduğu tek şey bankaları ayakta tutmaktan başka hiçbirşey olmamıştır. Bir ülkede Bankaların çok yüksek karlar elde etmesi açıkca o ülke vatandaşının yokluk sınırına ulaştığını, esnafın kepenk kapattığını, artık kredi alabilirliğinin azaldığını, Arz talep dengelerinin altüst olduğunu, Hükümetlerin Bankaların Yüksek Temerrüt faizlerine dur demeyerek vatandaşı zor durumda bıraktığını, Vatandaşın gelecek endişesi taşıdığını bunun sonucu parası olanında yeni yatırım yapamadığını, güven duygusunun tamamen yok olduğunu göstermektedir.
2008 yılı Banka Bilançolarına bir bakıyoruz bütün bankalar çok aşırı karlar açıklamıştır. Bu Bilançolar yavaş yavaş karlılık oranlarını azaltmakta bunun da nedeni yeni kredi verecek ne şahıs nede esnaf bulamamaktadırlar. Bankalar Dış ülkelerden almış oldukları parayı satacak yer bulamamakta yada vermiş oldukları kredilerin geri dönebilirlik oranının düşmesi nedeniyle 2008 yılı karlarına ulaşamayacaklarını göstermektedir. Son günlerde tek hedef devlet sektöründe çalışan memur ve işçiler hedef alınmakta ama maalesef memur ve işçilerin de yaşam endeksi önceki yıllara göre azalmıştır.
Dünya daki büyük fonlara baktığımız zaman arka arkaya zarar açıklamakta ve büyük fonlar artık yokolmakta ve yeni yatırım yapmaktan ziyade fon açıklarını kapamak için gelişmekte olan ülkeler dahil olmak üzere ne var ne yok satılıp açıklar kapatılmaya çalışılmaktadır. Durum böyle iken özellikle de ABD yandaşları ekonominin mükemmel olduğunu AKP hükümetinin Kriz Ekonomisinde başarılı olduğunu her konuşmalarında parağraflarının baş makalesi gibi sunmaktadır. Durum aslında öyle değil AKP hükümeti ile birlikte Ortadirek diye tabir ettiğimiz bir kitle kalmamış, Ortadirek artık en alt tabakayı oluşturmaktadır.
Her kriz sonunda bir hükümet gidip yeni bir hükümet gelmiştir. Önümüzdeki altı aylık peryot içinde bu kriz daha da perçinleşeceğini ve AKP hükümetinin artık devrini tamamlayarak erken seçim hazırlığı içine gireceğini düşünmekteyim. Unutmayın 2001 sonbaharında patlak veren kriz sonrası AKP hükümeti gelmişti , “ tarih tekerrürden ibarettir” ve yine bir kriz sonrası AKP hükümeti iktidardan inecektir.
Burada hemen şunuda belirtmeden geçemeyeceğim; Her sınıf ve katman olgulara ve gelişmelere kendi penceresinden bakmaktadır. ABD “ de başlayıp giderek etkisini yayan krize ilişkin yorum ve değerlendirmeler bu farklılığı yansıtmaktadır. Burada önemli bir etkende burjuva ekonomistlerin veya küçük burjuva aydınların bir çoğunun yaptığı gibi, bazen borsa üzerine, bazen sistemin üzerine spekülatüf yorumlar yapmak, Ama maalesef yapılan yorumlar hep AKP hükümetini övmekten ibarettir. Oysa ki; vatandaşın içinde bulunduğu durum herkes tarafından bilinmekte hükümet vatandaşını yok saymakta dış güçlerin etkisinde siyasi kararlarını devam ettirmektedir.
Sürekli bunalımın tırmandığı dönemlerde, haklar, özgürlükler askıya alınmış, grevler yasaklanmıştır. Son günlerde yapılan memur mitinginde AKP hükümeti bunun yasal bir hak olmadığını savunarak bizlere o günleri hatırlatmamış mıdır? Bunların arkasında hep emperyalist güçler ortaya çıkmıştır.
Hani serbest piyasa ne eylerse güzel eylerdi?
Hani serbest piyasa sorunları kendi çözerdi?
Yıllardır bunu ileri sürmekte burjuvazi “Piyasanın en iyi düzenleyici, en kesin sorun çözücü olduğunu iddaa ediyor. Piyasa, adeta “Tanrı” gibiydi, ona karşı çıkılamazdı, o ne yaparsa en iyi yapar, ne yaparsa hikmetinden sual olunmazdı. Bu tezlerin tek amacı kuşkusuz, kapitalistlerin sömürü mekanizmasını ve mevcut adaletsizlikleri meşrulaştırmaktan başka bir şey değildi.
Kriz süreklidir ve yapısaldır; Kesin olan budur. Böyle olduğu içinde geçici bazı çevrelerle geçici rahatlamalar sağlanabilir. Ama Sistem açısından çözüm bulunmamaktadır. Emperyalizm bir dönem, ekonomist KEYNES” in teorilerinin krize çare olabileceğini düşünmüştü. Birçok ülkede Keynesci modeller uygulandı. Sonra, onun modeli terk edildi yerine FRİETMAN” ın “Monetarist Politikaları” konuldu. Ama onunda çözüm olmadığının görülmesi için küçük çaplı bir kriz yetti.
Bugün de devlet müdahalesi iyi mi, Keynes” e yenidenmi dönülsün diye tartışılmakta. Varacakları yer, yine çözümsüzlüktür. Ama unutulmamalı ki; kriz ortamı biraz yokolmaya başlayınca yine aynı piyasa masalları “Serbest rekabetin faziletleri” üzerine güzel sözler yazılacak. Çünkü bu masalı anlatmaya devam etmek, burjuva ideolojisinin varlık şartı olmaktan başka bir şey değildir.
Bugünkü kriz bilindiği gibi ağırlıklı finans sektöründe ortaya çıkmıştır. Tüm dünya piyasasına hakim olan iki borsa Newyork ve Tokyo borsalarıdır. ABD, JAPONYA, AVRUPA borsalarının toplam değeri dünyadaki bütün hisse senetleri piyasalarının toplam değerinin % 84 ünü oluşturmaktadır.
Batan şirketin büyüklüğünü ortaya koymak için şu örneği bütün okurlarla paylaşmak isterim. AOL-Time Warner adlı emperyalist tekelin ekonomik değeri= Türkiye, Macaristan, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Yeni Zelenda, Peru ve Pakistan gibi hiçde küçük sayılmayacak ülkelerin gayri safi mille gelirlerinin toplamından büyüktür.
Bir ülkede yeni iş sahaları açılmayacak, gayrisafi milli hasıla rakamlarla şişirilecek, cari açık yükselecek, yeni istihdamlar sağlanmayacak, endüstriye yönelik yeni yatırımlar yapılmayacak, vatandaşın her kesimi aç kalacak ondan sonra birileri geçecek diyecek ki; Türkiye; “Ekonomik krizden enaz etkilenen ülkelerin başında geliyor” Allahın aşkına bunu söyleyen Emperyalist güçlerden başkası olabilirmi?
Unutmayalım hiç bir ülke TÜRKİYE " nin yeniden güçlenmesini istememektedir. Bunun arkasında da Emperyalist Güçler vardır. Bundan sonrada hep olacaktır.