Çocukluğumun geçtiği günlere döndüm bir an. Arkadaşlarla arkaik bazı oyunlar oynamaya başlamadan önce saymacalar yapar takımları oluştururduk.Bir ,iki, tilki s….i. höt möt kırmızı g…t. Son kelime kime isabet ederse onun hangi takımda yer alacağına karar verirdik. Çocukluk işte! Takım kurmak kolay değildi. Şimdiki siyasilerimiz nasıl ülkeyi yönetirken zorlanıyorlarsa, biz de çocukken takım kurarken zorlanıyorduk. Böylesi komik saymacalara başvuruyorduk. Bütün hesaplar zorlukları aşmak içindi. Bendenizi bağışlayın lütfen!
Geçenlerde TV’de bir açık oturum dinliyordum, bir aydın siyaset bilimci ülkemizin son aşamada ne durumda olduğunu tanımlamaya çalışırken; jakobenlere laf anlatmanın deveye hendek atlatmaktan daha zor olduğunu söylüyordu. Jakobenler höt möt deyince 70 milyon insanın hazır ol vaziyetine geçmesi gerektiğini anlatıyor ve çaresizliğinden olsa gerek gülüyordu. İnanın ben de epey güldüm. Dünya kamuoyunda düştüğümüz komik duruma aslında ağlamak gerekirdi.
Jakobenlerimiz çok hızlı, kırk yıla kırk darbe sığdırmayı başarmışlar. Uganda’da bile böyle bir durum göremezsiniz. Jakobenler “Höt möt” deyince herkes esas duruşa geçiyor. Bu arada demokrasinin ırzına geçiliyor, ülke hortumlanıyor, yargı siyasallaşıyor, siyasi kadrolar budanıyor, aydınlar kişiliksizleştiriliyor, basın ajan provokatör konumuna düşürülüyor, satılık gazetecilerin elinde kalemler bir silaha dönüştürülüyor, ferdi hak ve hürriyetler kısıtlanıyor, işkencelerde ölenler, haksız yere yıllarca hapis yatanlar hangi birini yazalım. İşte TV’de siyaset bilimcimiz höt möt deyince yukarıda belirttiğim tekerleme aklıma geldi. Epey güldüm ağlanacak halimize.
Sonra güya demokrasiye dönüyoruz. Kahraman halkımız darbecilerin istediği jakoben partilere oy vermeyerek kirletilmiş demokrasiye sahip çıktı her defasında. Geçim darlığı içinde kıvranan, gelecekle ilgili uzun vadeli hiçbir hayal kuramayan, evde yatık kızını, kazık gibi büyümüş oğlunu evlendirmekte, onlara iş kurmakta zorlanan halkımız aslında bu jakoben darbelerden, darbecilerden iyice usanmıştır. Yeter artık! Herkes asli işine baksın.
Jakobenlerimizin; darbelerin kötü olduğunu anlayacak kadar bir zekâya, seçimle iş başına gelen iktidarı darbe ile uzaklaştırmanın yanlışlığını anlayacak kadar bir akla sahip olmamaları milletimizin talihsizliğidir. Milletimizin sandıkta gereken cevabı vermesine neden tahammül edilmez, neden bu acelecilik?
Asıl talihsizlik arkadan kurmalı aydın bozuntularının darbecilerle kol kola olmalarıdır. Eskilerin münevver dediği aydınlardan, zoraki yöntemlerle toplumsal ve siyasi değişimlere karşı olmaları beklenir. Sosyal değişme, bir değişim süreci içinde devam eder gider. İnsan hayatı nasıl inişlerle, çıkışlarla dolu ise toplumsal değişim süreci de böyledir. Bazen hızlı, bazen yavaş, bazen ileri, bazen geri, bazen dikey, bazen yatay vetireler içinde, dönüşleri, değişimleri olan bir süreçtir. Zecri yöntemlerle sosyal değişime yön ve hız vermek toplumda onarılması güç hasarlar meydana getirir.
Sosyal değişime yön vereceğim diye oraya buraya bomba atmak, masum insanları karalamak, suçsuz yere kodeslere doldurmayı planlamak, basında uydurma haberler yapmayı izah edecek mantıklı bir yol yoktur.
Ne talihsiz bir durum ki bizde bazı cübbeli üniversite hocaları, malum basın, bir kısım barolar ve bazı siyasiler, darbecilerle yan yana yürüyebiliyorlar. Yan yana durmakta bir beis görmüyorlar. Halkı belli bir zaman diliminde sindirebilirsiniz ama asla ruhunu esir alamazsınız. Jakoben darbelerden sonra yapılan seçimlerde halkın iradesinin sandığa yansımasına bakın, sonucu buradan görebilirsiniz. Usta gazeteci Ergun Babahan köşesine almış. Güzin abla bile darbecilere yardım için uydurma yazılar yazmış. Sizin için aşağıya bir bukle alıyorum
“Rumuz Çağdaş: Güzin Abla, bu irticacılar yüzünden kocam çok gergin, çok sert. Bir tek bana karşı değil. Seks hayatımız mahvoldu. Darbe olursa eski mutlu günlerimize dönebilir miyiz?
Güzin Abla: Elbette kızım. Darbenin Kürt meselesinden Alevi meselesine, Ermeni sorunundan gericiliğe kadar her türlü derdin ilacı olduğu tarihsel bir gerçek. Benzer koşullarda Dersim’de neler olduğunu Onur Bey daha geçen gün Meclis’te anlatmadı mı?” (Ergun Babahan - Star Gazetesi 17.11.2009)
Bıktırmayın, usandırmayın ha! Güzin ablanızı bana şey ettireceksiniz şimdi.