10 Kasım 2009 ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 71. yıl dönümü…
Tam 71 yıl oldu Atam.
Sensiz 71 yıl.
10 Kasım 1938 günü sabah saat dokuzu beş geçe zaman durdu sanki.
Seni özleyenler kervanında bir garip yolcuyum ben de.
Sensiz geçen her yıl ve her günde senin fikirlerinin ve zekanın karşısında saygı duymamak mümkün değil.
Ne demiştin bizlere, birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Türk istiklal ve cumhuriyeti!
Ben 45 yaşındayım, seni ilk tanıdığımda ilkokul 1.sınıf Türkçe kitabımın 2. sayfasında bana bakıyordun. Biraz sert, biraz kızgın, korkmuştum.
İşte! dedim bu adam, ben yaramazlık yaparsam benim canıma okur. İlk gördüğümde öğretmen ya da okulun müdürü sanmıştım seni.
Öyle ya, bir kitabın içinde resmi olan ya müdür ya da öğretmen olsa gerek.
Sadece bir resimdin benim için ve o zamanlar 10 Kasımlarda yas tutulur, televizyonlarda eğlence programları olmaz, hep senin sevdiğin şarkılar çalınırdı.
Ve ben hep sorardım kendime. Bu Atatürk, milletinin eğlenmesinden bu kadar mı rahatsız olur diye.
Meğer sen eğlenmeyi de, savaşmayı bildiğin kadar iyi bilirmişsin.
Ya 3 ya da 4.sınıfta iken, kimdi hatırlamıyorum.
Biri, bir şiir verdi bana.
Gidiyor, rast gelemez bir daha tarih eşine;
Gidiyor, on yedi milyon kişi takmış peşine!
Gidiyor, sonsuz olan kudreti sığmaz akla;
Gidiyor, göğsünü çepeçevre saran bayrakla.
Gidiyor, izleri üstünde birikmiş yaşlar;
Gidiyor, yerde kılıçlarla eğilmiş başlar…
Gidiyor, harbin o en korkulu aslan yelesi;
Gidiyor, sulhun ufuklarda yanan meşalesi!
Siliyor ruhunun ulviliği fani etini;
Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini.
Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça;
Büyüyor, gitgide gözlerden uzaklaştıkça.
Orhan Seyfi Orhon
Şiir bu...
Şimdi ben bunu okuyunca ve bu şiirin Atatürk için yazıldığını öğrenince dedim tamam bu Atatürk çok büyük bir adam.
Kendi sesinden dinlediğimde 10.yıl nutkunu hani derler ya nutkum tutuldu.
İşte o gün tutuldum Kemalizme.
İşte o gün Ulu önderin o unutulmaz sözünün gereğini yapma arzusu kapladı her yerimi.
Ne demişti Ulu önder?
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir.
Onu anlayabilmek, onun fikirlerini sonsuza dek yaşatabilmek.
Seni anlamaya çalışıyorum Atam, hem de tüm gücümle…
Kimdi Mustafa KEMAL?
O da benim gibi etten kemiktendi elbet.
O da benim gibi acı çeker, gerekirse gözyaşı döker veya ağız dolusu kahkaha atabilir, yüzebilir, silah kullanabilir ve ata binebilirdi.
Ama bütün bunları ben de yapabilirdim.
Ama ben de dahil hiç kimse, tamamen parçalanmış, orduları dağıtılmış, toprakları azgın devletlerce paylaşılmış, yok olmaya yüz tutmuş bir milleti savaşmaya değil ÖLÜME yollayamazdı.
Türkün haysiyet ve kendine inancı ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!
Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm! 1920
Hiç kimse YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM kararını veremezdi bu kadar cesurca.
Milletini onun kadar iyi tanıyan başka lider olmamıştır.
Her türlü gericiliğe ve yobazlığa rağmen Cumhuriyet gibi bu büyük eseri hiç ama hiç kimse ortaya koyamazdı.
57 yıllık yaşama, hiç kimse bu kadar çok ve bu kadar büyük başarıları sığdıramazdı.
O vatanı için yaşadı.
O bir vatanseverdi.
O büyük bir devrimciydi.
Ne demişti?
Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.
1922’de.
Türk kumandanları, kumanda etmesini, Türk askeri ölmesini bildi. Harbi kazanışımızın sırrı bundan ibarettir, dedi ulu önder.
Evet! Bu millet savaşmayı bildiği kadar ölmesini de bilir Atam!
Ve bu millet!
Kandil’de yuvalanan:
kahraman Mehmetçiğin katili,
devlet düşmanı,
soysuz hainleri,
törenlerle karşılanan şerefsizleri
tükürükle boğmasını çok iyi bilir ATAM…