Nedendir, satır arasına sıkıştırdım sürgünü!
Kırıkkale’nin yetiştirdiği ender insanlar bir bir sürülüyor! Bunu hazmedemiyorum. Bu insanların kendi memleketinde, kendi insanına hizmet vermesi engelleniyor. Bırakın, bu güzel kentin ekmeğiyle, suyuyla, vergisiyle ve okulunda okuyarak yetişen insanlar, bunun bedelini kendi insanlarına hizmet vererek ödesinler. Bu fırsat neden tanınmıyor, doğrusu aklım almıyor. Tanıdığım pek çok idareci bir takım iddialarla il dışına tayin edildi. Bunun ardı arkası kesilmiyor! Ben, bu insanları tanırım. Bunlar memleketini ve memleket insanını seven bürokrattır. Nereye gönderilirlerse gönderilsinler çalışırlar. Türk Bayrağının dalgalandığı her yerde seve seve görev yaparlar. “Ne mutlu Türküm diyene!” veciz ifadenin anlamı ile yetişmişler, “Vatan sana canım feda” sözüyle vatanı Edine’den Kars’a bir bütün olarak görüp çalışmışlardır. Gariptir! Bu bürokratlar hiçbir zaman istek dışı bu tayinlere sürgün demediler. Nedenini çok düşündüm. Vardığım sonuç; vatan, millet, bayrak aşkıyla dolu bir yüreğe sahip olmaları... Onlar bu tayinlere sürgün demiyor. Çünkü Sürgün, Osmanlı’dan kalma bir eylemdir! Ülkemizdeki her şey gibi “sürgün” kelimesi de değişti ve adı “tayin” oldu. Biz de “tayin” kelimesini kerhen kullanacağız!
Kafamı meşgul eden başka bir soru da, bu bürokratlarımız neden bu kadar göze batıyor? Bunlar başarısız idareciler mi? Kamuoyunun aslında merak ettiği çok şey var. Fakat soracağı mekanizmayı bilmiyor. Öyle ya kime neyi soracak? Bilmediğimiz bir şey mi var?
Sanırım son olarak Kültür ve Turizm İl Müdürü Bilecik’e tayin edildi ve yakın bir tarihte görevine başladı. Yerine atanan İl Müdürü’nün de değerli bir bürokrat olduğu söyleniyor. Kendisine başarılar diliyorum. Ancak ben tayinlere kafayı taktım bir kere. Şahıslarla bir işim yok, olamazda. Bu nedenle de bu konuyu şöyle bir irdeleyim dedim.
Ben Kırıkkale’de kültürel etkinliklerin hangi sıkıntılarla düzenlendiğini bilirim. Yıllarca Kırıkkale’de yaşadım. Kırıkkale’ye bir tiyatroyu getirebilmek, bir şiir dinletisi düzenleyebilmek, bir yarışma organizasyonu yapabilmek beceri ve cesaret ister! Bunları yapabilmek için ilgili dairelerden yardım almanız gerekir. Tek başınıza yapabileceğiniz şeyler değildir. Etkinliği düzenler, ancak koltukların boş kalmasına engel olamazsınız. Başta Sayın Vekiller ve bürokratlar gelmez. O zatı muhteremler gelmeyince alt kademedeki görevliler gelmez. Kim kaldı geriye? Geçim derdiyle inleyen, sinemayı, tiyatroyu, şiiri, velhasıl sanatın her kolunu çoktan unutmuş olan vatandaş... Şimdi kültürel etkinlik yapıyorsunuz ama salonu dolduramıyorsunuz. Kim suçlu? Olmaz efendim! Kültürel etkinlik düzenliyorsanız salonu da doldurmak zorundasınız. Dolduramıyorsanız veya ufak tefek aksaklık yaşanıyorsa veya izleyen memnun kalmamışsa – ki herkesi memnun edemezsiniz – o koltukta oturmaya da hakkınız yoktur. Bunları geçelim. Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nün görüntüsü nedir öyle? Aman! Aman! Boyaları çatlamış, sararmış. Derhal boya badana ister. Yoksa gazeteler yalan haberi manşet yapar! Yahu kardeşim bunları yaptıramıyorsan o koltukta oturmaya hakkın yoktur! Kaldı ki bu kuruma ait bina kaç defa boyandı, ben biliyorum.
Bakın sevgili okurlar, bir Bürokratı suçlamak ne kadar kolay görüyorsunuz değil mi?
Dedim ya, satır arasına sıkıştırdım tayini! Biri beni ikna etmedikçe de kafam orada takılı kalacak.
Bu memlekette dürüst çalışan yaranamıyor!
Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nün çok büyük bütçesi yok sanıyorum. Bu kuruluşun başında bulunan bürokrat mali işlerle uğraşan idareci değildir. Böyle bir nedenden dolayı tayin edilmesi mümkün değil. Böyle bir düşüncemiz olmadığı gibi, böyle bir nedenden dolayı herhangi bir kuruluşu, temsilcisini ya da kimseyi suçlamak doğru da değil. Böyle bir niyetimizde yok zaten. Bizim merakımız ve öğrenmek için bizi zorlayan neden, tecvit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önüne konan harita’nın anlamı nedir? Bunu kamuoyu merak ediyor ve cevabını ilgililerden bekliyor.
Bu tayinlerin arkasında hemşericilik mi yatıyor yoksa? Yok Keskinli olsun, yok Deliceli olsun, yok Balışeyhli olsun, yok diğer ilçelerden olsun. Yahu olsunda nereli olursa olsun. Yeterki Kırıkkale için çalışsın.
Dedim ya kafama takıldı ve satır arasına sıkıştırdım tayinleri! Bu bürokratları tanıdığımı söylemiştim. Yolda karşılaştığımızda selamlaşırız, o kadar. Başka bir hukukumuz yoktur. Ancak kim olursa olsun, eğer Kırıkkale’nin yetiştirmiş olduğu bir bürokrat rahat bırakılmıyorsa, o zaman niye kardeşim, diye sormak hakkımızdır.
Bahsedilen bürokratlardan il dışına tayin edilenler fazla ortalarda gözükmez. Yani alışılmış bürokratların dışında işinden çıkar birkaç dostuna uğrar veya arkadaşlarıyla bir hafta sonu kahvede okey oynar, sonra evine… Akşamsefalarında göremezsiniz. Resmi olmayan yemekli toplantılarda göremezsiniz. İçki masalarında göremezsiniz. Eğlenirken göremezsiniz. Çok yakışıklı adam değillerdir belki. Belki tipleri itici gelebilir. Davranışları, konuşması v.s. Ama bunlarda tayin için gerekçe değildir! Rahmetli Kemal Sunal gibi “Ne!” diye soruyorum. Bunu soranlar çok çünkü.
Siyasi erk’e şunu tavsiye etmek istiyorum: Bugün çevrenizde yer alan insanların gerçekte kimin dost, kimin yalaka takımından olduğunu anlamanız güçtür. Ayağınızı yere sağlam basmalısınız. Bugün çevrenizde yer alan birçok insan, daha önce de sizden önceki siyasi erkin arkasında el pençe divan duruyorlardı. Bunların işi budur. Bu yalaka takımı, Kırıkkale için proje üretmez. Kırıkkale insanının işsizliği bunların umurunda değildir. Kırıkkale insanının açlığı bunların umurunda değildir. Kırıkkale insanı parasızlıktan hastaneye gidemiyormuş, kışın odun kömür alamıyormuş, Ramazan ayında iftarını açacak çorba bulamıyormuş, bunların umurunda değildir. Bugüne kadar da hiç olmamıştır. Şimdi buradan hareketle yanınızda gezen yalaka takımlarını hemen teşhis etmeniz zor olmayacaktır. Sizden kim iş istiyor? Sizden kim tayın istiyor? Hangi ihale için aracı olmanızı istiyor? Şunu al, yerine bunu getir diyen kim? İşte bunları yakın takibe alın. Koltuğunuzu kaybettiğiniz zaman bunları yanınızda bulamayacaksınız. “Düşmanları dost edinmek için, dostlarınızı (Kırıkkale halkını) küstürmeyin. Bir gün onları da bulamazsınız.”
Satır arasına sıkıştırılan konu “sürgün” olunca, Yozgat’a “tayin (!)” edilen Kırıkkale’mizin yetiştirdiği edebiyatçı, değerli dostum Çelebi Öztürk’ü de anmadan geçemeyeceğim. O’nu kendi şiiriyle selamlıyorum.
Bir Sürgünün Düşündekiler
Eğitimci - şair Mustafa Ünver’e ithaf…
1
tuttu elimden falcı
avucuma baktı
-at bir beşlik şuracığa
söyleyeyim hayâllerini sana
baktım gözlerine, ki
anlasın hayallerimi
nasırlı ellerine uzattım elimi
söylesin bir sürgünün düşündekileri
-iki vakit mi, üç vakit mi
bir yol görünür size
yine bir sürgün
bir sürgün Çelebi
bir sürgün Mustafa
bir sürgün var yine bahara
2
falcı ne bilir
yazımın kışımın mevsimini
bir sürgünün düşündekileri
ancak bir sürgün bilebilir
falı, kehaneti boş ver
görünen köy kılavuz mu ister Mustafa
bir sürgün var yine bahara
3
çok adamlar gördük adam suretinde
yerimize oturmak için eğilir eteğe beynimi dilimi yüreğimi
uladım birbirine de
hortum olsa gayrısı
yıkılır mıyız Mustafa?
lâkin
bir sürgün var yine bahara
4
kulak verin
bir sürgünün düşündekine
tüm sevdaları erittim yüreğimde
lâkin kor oldu
lav oldu
süzüldü beden de
Yaktı
acılar bıraktı
her biri ben de
Mustafa
bir sürgün var yine bahara
5
düşlerimi uğurladım mavi hayâllere
Bigudi taktım saçına yeşil gözlümün
sürgüne yolladım
kanat çırpıp uçtu avuçlarımdan
duygulara sürgündü geriye kalan
bir sen bilirsin
bir sürgünün düşündekini
bir de ben
Kent'te ışıkları solgun bir apartman balkonunda
sürgün Mustafa
ayazda
elinde valizi
sürgün Çelebi
6
“Sürgünün günlüğü” beni yakar
seni yakmış zaten
vurgun yemeyen anlar mı beni ve seni
“Çelebi teri damlamış ayağımıza”
olsun
varsın sürgünü yazanlar hoş olsun
Mustafa
bir sürgün var yine bahara
7
“Adem atadan kalmış bize sürgün”
Adem'e Hak'tan bize kuldan
başımı eğersem namertlere korkudan
lâkin
Mustafa!
bir sürgün var yine bahara
8
nice ayaz gecelere direndim
söverken inadımdan üşümedim
ezanlar okunurken sustu dilim
lâkin
zor gelir bu sürgün
mıh gibi saplanır sol yanıma
Mustafa
bir sürgün var yine bahara
9
çingene dansıyla uğurlandım / sürgüne
masumiyete bağlı şeyler vardı / geride
güzel bildiğim ne varsa bastılar /üstüne
yaralı kaplan gibi saldırmaz mıyım
Mustafa
bir sürgün var yine bahara.
Not: Gelecek yazımda yine önemli bir konuyu gündeme taşıyacağım.