Değerli Haberkale okuyucuları, yaklaşık bir aylık bir aranın ardından tekrar size merhaba demenin heyecanını yaşıyorum. Geride kalan zaman diliminde ülke gündeminde birçok konu yer bulurken tabi son yazımda yazdığım açılım konusu bir numaradaki yerini korudu. Aslında yazılacak çok şey var ama bu süre zarfında milyonlarca insan gibi beni de yaralayan ve içimden hiç çıkmayan o görüntüleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Gündem hala açılım. Artık her şey açılıma göre hesaplanıyor, yazılıyor, çiziliyor... Açılımın içinde olmadığı en ufak bir cümle bile kurulmuyor. Varsa yoksa "Açılım"...
Peki açılıma büyük bir siyasi risk alıyoruz diyerek başlayan hükümet neden geçtiğimiz hafta bir avuç çapulcunun sınır kapısında tabir-i caizse halaylarla, şenliklerle karşılanmasının hemen ardından bir anda çark ediverdi. Sonuçta böylesine önemli bir konuda riski göze almak her şeye hazır olmayı da gerektirmez mi?
Bu adamların bir düğün havasında karşılanması tüm yürekleri yaralamışken, burada en büyük hissiyatı yaşayan tabii ki şehit aileleri ve gazilerdir. İstanbul Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize AKBABA bu görüntülerin ekranlara yansımasından hemen sonrasında beni telefonla arayarak isyanını haykırıyor ve yıllardır içinde büyüttüğü acının şimdi dayanılmaz boyutlara ulaştığını söylüyor. Sadece o mu? Tüm şehit ana ve babaları , kardeşleri, yakınları…
Neredeyse devletle karşı karşıya geliyorlar. Halbuki bu insanlara sahip çıkması gereken onları okşayıp kucaklaması gereken devlet değil mi? Bir şehit anası çıkıp ekranlarda “keşke evladımı dağa gönderseydim hiç olmazsa ölmez ve bugün yanıma gelirdi” diyor. Hadi buyurun! Buna verilecek cevap nedir?
Geçmiş yazılarımda ben açılım hamlelerini eleştirirken beni saçma sapan yaklaşımlarla eleştirenlere soruyorum şimdi… Yıllardır bu ülkeye bu ülkenin evlatlarına kurşun sıkanların sınır kapsında zafer kazanmış komutan edasıyla karşılanmaları vicdanlarınızı nasıl etkiledi? Kendilerini gerilla diye takdim edip Türkiye ve Türk insanını aşağılar tavırlarla poz verip ahkam kesen teröristleri görünce neler hissettiniz?
Daha da ötesinde hepsinin serbest bırakılması içinizi rahatlattı mı?
Açılıma yürekten destek veren, bu iş mutlaka çözülmeli deyip verilen tüm tavizlerin ardında duranlar, cansiperane savunanlar… Teröristlerin zafer çığlıkları, onların siyasi kanattaki sözcülüğünü yapanların onlarla sarmaş dolaş halleri karşısında hala açılımı savunabiliyor musunuz?
Tüm bu yaşananların ardından hükümet bu görüntülere çok bozulduğu için süreci bir müddet durdurmaktan yana tavır koydu. Biraz geç olmadı mı beyler? Olanlar oldu. Yaşananlar ortada. Yürekler yanıp dağlandı, insanların canı yandı, içi sızladı. Şimdi bu yürekleri nasıl tamir edeceksiniz? Göze almış olduğunuz siyasi risk sanırım sonun başlangıcı niteliğini taşımaktadır.
Daha öncede yazdığım gibi… “Bu açılım size sandıkta dibe vurulumu getirecektir”
TEŞEKKÜRLER
Sevgili okuyucular, 11 Ekim 2009 Pazar günü hayatlarımızı birleştirdiğimiz sevgili eşim Derya Çiçek ile birlikte yeni bir yaşamın heyecanını paylaşırken, bizleri düğünümüzde yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza teşekkürü bir borç biliyor, şahsımız ve ailelerimiz adına sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.