Artık ilköğretim çocuklarının dahi zekâ seviyesinin algılayabildiği, toplumun ciddi bir kesimi tarafından ciddi manada reaksiyon gösterilen insanların yıllardır uyarı niteliğinde dillendirdiği “böl, parçala, yönet” mantığı…
Etnoloji, antropoloji, nasyonalizm (nationalism), ırkçılık (racism), sosyoloji, etnikçilik, bölge milliyetçiliği, mikro milliyetçilik (kavmiyetçilik) ve milliyetçilik. Bütün bu kavramlarla beraber Şarkiyat (oryantalizm, orientalism), Türkiyat (Türkoloji).
Tarihin ekseninde, olaylar ve olgular bütünü kendini mükerreren yenilerken, olayların ya da olguların tarih ilmi içerisinde neden incelendiğini idrak etmenin elzem olduğu kanısındayım.
Zikrettiğimiz mefhumların birçoğunun değişik dönemlerde, tabir-i caizse, deve dişi gibi ilim adamları tarafından ele alındığını biliyoruz. Fakat tüm bu âlimlerin, tüm çalışmalarının hangi mantığın ve maksadın ürünü olduğunu biliyor muyuz?
Esasen temelde bu kavramların tanımlarını bilmek ve ilim adamlarının bu kavramlar üzerinde hangi çalışmaları neden yaptığını sorgulamak gerekiyor. Çünkü bugün bizlere “açılım” ya da “milli birlik projesi” diye tanıtılan şey, sözün ifadesiyle kavram kargaşası yaratarak insanların zihinlerindeki kalıpları (doğru yanlış ayırt etmeksizin) “ezberleri bozmak” gibi ezberden bir ifadeyle yıkmak istemektir…
…Osmanlı’nın dağıldığı dönemi bizzat yaşayan neslin son kırıntılarını da yedik; Son raddede yaşadığımız ve bizi yaşamaya icbar ettikleri süreç (olaylar ve olgular) içerisinde acımasızca eleştirilen cumhuriyetin kurucularının bugün hangi çekinceler, korkular, duygular ve incelikler paralelinde bu memleketi inşa ettiklerine ehemmiyet atfedilmiyor…
Bizim aydınlarımızın ifadelerinin enteresan bir tarafı var ancak; Düşündükleri ya da düşündüklerini zannettiğimiz şeyler hakkında öyle pervasızca konuşuyorlar ki, karşılarında tezlerinin anti-tezini savunacak ciddi bir tek kişi dahi olmadan, hayretler içinde kalıyorum…
Tabi, o dönemden, bu dönemdeki aydınların yazdıkları, çizdikleri, cazgırlık ettikleri şeylere cevap verecek kimse yok… Her şey bu aydınların istediği gibi cereyan etmede… Herkes, bu aydınlar ezberleri bozabilsin diye hizmet etmede… Televizyon bunlarda, gazete bunlarda, bilbordlar bunların... Hâsılı bütün kitle iletişim araçları bu münevverlerin ellerinin altında… Muhalefet etmeye çalışanın gücü yok… En mesnetsiz ifadeleri devletin kanallarından sarf ederken bile bu insanlara bir “dur” diyen yok…
Yazarlar, çizerler, söylerler, gülerler, çalarlar, oynarlar…
Belçika modeli senin, İsviçre modeli benim, İrlanda modelinin bir beden küçüğü, İspanya modelinin aynısı…
Aydınlar değil mi bu insanlar? Her şeyi bilirler, her şeyi milletin adına, millet için, milletin daha bir demokratikleşmesi, daha özgürleşmesi, daha batılılaşması, daha da ferdileşmesi (bireyleşmek veya bireyselleşmek), sadece kendisi için yaşaması, millet gibi doğru yollarla ve organik bağlarla birbirine bağlı bir kurumun içinin boşaltılması, milli ve manevi değerlerden vazgeçilmesi, insanların küreleşmesi (küreselleşmek ya da küreselleşmek) vs vs için istiyorlar, yapıyorlar…
Bizim aydınlanma çabalarımız zaten hep bu yönden sakatlıklarla dolu değil midir? Aydın hayal edebilir misiniz ki, kendi toplumundan kopukluğunu hiç dile getirmeden, dünyadan bihaber yaşayan… Aydın hayal edebilir misiniz ki, toplumların yaşam biçimlerine göre yasaları şekillendirmek yerine yasaların şekillendirdiği bir toplum yaratmak için var gücüyle uğraşan… Aydın hayal edebilir misiniz ki, ömür sürdükleri dünyada, halkının! , ABD ve AB’nin mutluluğu için savundukları davanın dünyada uygulama sahalarında neler olup bittiğine dair en ufak bir fikri olmayan…
Gidip İspanya’da yaşamasın ama İspanyollar ile Katalonlar arasındaki mesele hakkında ahkâm kesen ya da Valonlar ile Flemenkler arasındaki ilişkiyi çözüm olarak sunan… Ya da herhangi bir Sovyet memleketini (SSCB, etnik cennettir) görmeden etnikçiliği (etnik milliyetçilik) savunan…
Ve aydın hayal edin ki, genelde dünyanın, özelde Türkiye’nin sorunlarının, Avrupalı devletlerin müşterek parlementolarında, kokteyllerde, Bielderberg toplantılarında dillendirilen yöntemlerle çözülebileceğine can-ı gönülden inanan…
Bölüp, parçalayıp birilerinin yönetmesine partnerlik, muavinlik, asist yaparak, ellerine ne geçeceğini dahi bilmeden, şereflenen aydınlarımız...
Mustafa ULUSOY - Ahmet Yesevi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğrencisi
***
Yazınızın “Konuk Yazar” bölümünde yayınlanması için editor@haberkale.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.