Dün akşamüzeri bir çay ocağının önünden geçerken gazeteci İbrahim Yaman’la yanında bir belediye personeli konuşuyor.
Bende takıldım sohbetlerine.
Birlikte çalıştığımız belediye işçisi beni görünce anlattığı espriyi baştan aldı.
Sözü bitince de “lütfen bunu yazın” diye rica etti.
İbrahim topu bana attı.
Ama ben arkadaşımın kalbini mi kırayım, yazayım gitsin…
Anlattığı bir muhayyel hikâye ve onun anlatım tarzıyla yazıyorum…
Belediye Başkanı Sayın Veli Korkmaz üzerine kurgulanmış.
Yakın bir zaman önce Sayın Başkan Umreye gitmişti ya, olayın o zaman şeytan taşlarken geçtiği rivayet edilir.
Başkan umrede bir etek taş toplamış, ha bire şeytana atıyor.
Birinciyi taşlamış, şeytan sabretmiş…
İkinciyi taşlamış sabretmiş, sıra büyük şeytana gelince şeytan isyan etmiş birden…
Bi dur, demiş…
Sen yola çıktığın arkadaşlarını hep böyle taşlarsın, ama ben senin bildiğin arkadaşlarından değilim.
Başkan durur “eee” der.
Sen Kırıkkale’de değildin, Beşir ağamın kalbine girip seni deve dişi gibi adamların arasından seçerek aday yaptırdım mı? Yaptırdın.
Memleketi darmaduman ettin, çalışanını bile acından öldürdü, herkesin senden nefret ettiği bir zamanda yine Beşir ağama seni aday ettirdim mi? Ettirdin.
Mahirin yandaşlarının kalbine girerek MHP yi böldürüp tekrar başkan ettim mi? Ettin.
Seninle birlik olup seçildikten sonra personelin anasından emdiği sütü burnundan getirttik mi? Getirttik.
Belediye personelinin ekmeğe muhtaç ettik mi? Ettik.
Kırıkkale insanına bal fiyatına su içirttik mi? İçirttik.
Şeytan saydıkça başkan EVET der.
En sonunda şeytanın kafa atar…
Ulan bu kadar emeğim var sende, sen nasıl adamsın bir etek taşınan ha bire beni taşlıyorsun.
Şeytanın bu sözünü duyan başkan bakar ki çetin cevize çatmış…
Yanındakilerin duyacağı biçimde bir estağfurullah çekip, eteğindeki taşları döker ve döner.
Şeytan ardından çağırır “Güle güle başkan, senen daha çoook ocak batıracağız. Başın sıkışınca beni çağır…”