İnsan denince terörist…
İnsan hakları deyince terörist hakları…
Özgürlük deyince millet ve devlet aleyhinde zılgıt atma…
Çocuk hakları denilince akla polise taş atan çocukların serbest kalması gibi şeyler geliyor.
Benim içimi yakan bir çocuk var ki…
Devletin ve milletin en altta ezdiği çelimsiz cüsseli, sessiz, mağdur, mazlum ve mahzun.
Devletin adamlarının yaptıklarına evinin bir köşesinde hıçkırıklarını içinde düğümleyen sefil yavru…
Onu kenar mahallelerde görürüsünüz.
Açlığın, yokluğun, sefaletin içinde ezildikçe içinde dünyaların yıkıldığı çocuk.
Ve o an kim bilir “ne”yi, “nasıl”ı, “niçin”i kendince nasıl düşünüyor, nasıl yorumluyor?
Babasının imzaladığı bir senet…
Ödenemeyen bir elektrik, su bedeli veya buna benzer ufak tefek borç…
Hatta yokluğun, cehaletin verdiği sersemliği serseriliğe götüren bir babanın yanlışları…
Sabah erkenden evin önünde duran kara yüzlü bir araba ve arabadan inen soğuk yüzlü adamlar.
Öfkeyle çalınan kapı ve kapıyı açan soluk benizli, selesinde ekmeği olmayan, belki de o gün ne yiyeceğinin hesabını yapan bir kadın…
İçeri girer girmez her tarafı keskin ve vurguncu gözlerle tarayan devletin adamları, avukat veya alacaklılar…
Yok…
Paraları yok…
Ama evde eşyaları var…
Buzdolabı, televizyon, birkaç eski kanepe, varsa eski bir çamaşır makinesi, konu komşuların verdiği birkaç parça eşya…
Her eşyaya dokunulduğunda yalvaran ananın, çaresiz babanın yanında, kenarda sızlayan birkaç körpe gönül var...
Ama kördürler, anlayamazlar ve sadece bir görevin ifasını yerine getirmenin huzurunu arayan devletin tahripçileri…
O evden götürdükleri onlara göre haraç mezat satılacak birkaç eşyadır, ama o eşyalar oradakiler için candan birer parçadır, ihtiyaçtır.
Denilebilir ki, herkes borcunu ödemeli…
Evet, herkes borcunu ödemeli, ama ödeyememişse?
O zaman kişilerin mal varlığına haciz konulmalı, ailesinin içinde, ihtiyaçlarına değil…
Ve, her icra memuru yanında polis taşıyıp kendi sağlığının düşünürken, en azından yanında bir psikolog ile oradaki çocukların ve beklide hiçbir şeyden habersiz ev halkının iç dünyasındaki yıkımları önlemeye çalışmalıdır.
Devlet, bu konuda on yıllar önceki bir yasa ile hukuku yürütmemelidir.
O zaman bir aileye gerekli ihtiyaç birkaç yatak, birkaç çuval un bulgur vs. iken bu gün ekmek kadar televizyon, buzdolabı, kanepe vs. bir ihtiyaçtır.
Onların evden götürülmesi ailede büyük boşluklar, yıkımlar oluşturur.
Borcun ödenmesine çalışılırken yerine büyük enkazlar bırakır.
Ben hep evi boşaltılan ailedeki aile fertlerinin insanlık haklarının çiğnendiğini düşünürüm.
Bir çocuğun ruh halini, bir kadının ağlayışındaki ızdırabı içim yanarak çok seyretmişimdir.
Devlet aile ferdlerinin ihtiyacı olan ve yaşaması için gerekli olan ev eşyalarına haciz uygulamasını kaldırarak, bu iç yıkımı önlemelidir.
Alım satım işlerinde yeterli güvence aramadan yapılan ihmalliklerin bedelini çoluk çocuk edememelidir ve insanca yaşama hakkını onlara devlet sağlamak zorundadır.
En azından bir vatandaşının alacağını tahsilden duyduğu sorumluluk kadar bireylerin sosyal ve psikolojik durumlarını bozmamak, onları iyi yaşama imkânlarından mahrum etmemek kadar sorumluluk duymalıdır.
Haberkale'den yazılı izin almaksızın yazarımızın yazısını yeniden yayımlayanlar hakkında Haberkale ve yazarımız tarafından yasal işlem başlatılacaktır.