Toplumsal yapının süreklilik arz eden hareketlenmelere sahip olması, sosyologların dikkatli bir şekilde takip ettikleri bir durumdur. Sosyal hareketlenmeler bazen yatay -dikey bazen hızlı -yavaş bir şekilde cereyan eder. Bazen de hareketlenmenin yönü inceleme konusu olur.Toplumlar sürekli bir hareketlenme ve değişim içinde olurlar.
İnsanlar daha iyi bir gelecek kurma, eğitim ,sağlık hizmetlerinden faydalanma ve iş sahibi olma gibi değişik sebeplerle, yaşadıkları yerden başka bir şehre göç etmeleri yatay hareketlenmeyi oluşturur. Nitekim bir çok toplumda bu hareketlenme, kırsal kesimde yer alan köy ve kasabalardan büyük şehirlere doğru cereyan ettiği bilinen bir gerçektir.Türk Milletinin efendisi olan köylülerimiz efendiliğin verdiği cesaretle köyden şehirlere doğru göç etmişlerdir.Bu hareketlenmenin hızı çok partili hayata geçtikten sonra artmıştır ve hız kesmeden devam etmektedir.Eğer tek parti totalitarizmi devam etseydi şehirlerin nizamiyelerine bir jandarma koyarak girişleri durdurmak mümkün olurdu.Ama bu çağda bunun önünde duracak bir güç tanımıyorum.
Toplumsal değişimi en fazla etkileyen dikey hareketlenmelerdir.Yurt coğrafyasında oradan buraya seyahat etmek, yerleşmek o kadar önemli değildir.Şehrin etrafında gecekondulaşma şehre tutunmayı sağlamaz. Birçok sorunu içinde barındırır. Asıl mesele insanların aldıkları eğitimle, kişisel yetenek ve girişimleriyle daha üst meslek ve gelir seviyesine geçebilmiş olmaları daha değerlidir.Buna dikey hareketlilik diyoruz. Zaman içinde refah seviyesi bakımından insanların daha üst gelir seviyelerine geçebilmiş olmaları, gelir seviyesi ve eğitim düzeyleri bakımından daha konforlu bir hayat elde etmiş olmaları değerlidir. Toplumsal yapı ,üretim ve tüketim düzeni , üretilen mal ve hizmetlerin paylaşımına herkesin katılabiliyor olması değerlidir. Sistem buna imkan veriyorsa toplumsal değişimin yönü hep ileriye doğru gelişir.Sosyal düzen demokratik bir gelişim sürecine doğru evrilir. Bazıları tarafından kategorize edilmiş olsalar bile sosyal sınıflar arasında bile geçişler olabilir. Elde ettiği gelir, aldığı eğitim seviyesi ,yaşadığı fiziki çevresi ne olursa olsun, bir sosyal sınıfa mensubiyet duygusuna sahip insanlarda da, her zaman daha iyi bir yaşam seviyesi elde etmiş üst tabakalara mensup insanların durumuna yükselmek ihtiyacı hissederler.Alt gelir gruplarında vazgeçilmez bir arzudur bu .Bu arzu toplumsal dikey hareketlenmelerin dinamiğini oluşturur.Bu hareketlenmeler ne kadar hızlı olursa, toplumsal değişim ve gelişme de o kadar hızlı olur.Toplumsal dikey hareketlenme vetiresi içinde alt tabakalarda yer alan nüfusun zaman içinde bir üst tabakaya ne kadar terfi ettiği ölçülebilen ve gözlenebilen bir durumdur.
Toplum mühendisleri, jakobenler, totaliter yönetim özlemcileri, ”ordu göreve” pankartı taşıyan devrim yobazları toplumda var olan ve önlenemez bu değişmelerden ve hareketlenmelerden hoşlanmazlar.
Köylü köyünde kalmalıdır. Yırtık ve yamalı ,ütüsüz elbiselerle şehirde dolaşmamalıdırlar.Hele şehre göç edip, müteşebbis olmamalıdırlar . Olursa yeşil sermaye memleketi ele geçirecektir demektir! Bunun için sonradan türeme teşebbüs sahiplerine karşı önlemler alınmalıdır! Hukuktan kaçmak için hastanede daha fazla kalayım diye kendine mikrop aşılayanlardan hakikaten korkmak lazımdır. Bu tip insanlar kahraman köylümüz için neler yapmazlar ki.
Bakın konuyu daha somut anlamaya imkan veren bir durumdan söz edelim:
YÖK. yeni düzenleme ile ÖSS de haksızlığa sebebiyet veren ,birçok meslek liseliyi karamsarlığa iten katsayı uygulamasını kaldırmıştır.Yani hangi liseyi bitirirse bitirsin, doğru cevap sayısı yüksek olan her öğrenci istediği fakülteye daha kolay ulaşmış olacaktır.
İstanbul Barosu başkanı Danıştay’a dava açarak yerinde verilmiş ve herkeste sevinç uyandıran bu kararı iptal ettirmek istiyor. Bu yeni değişiklik daha eşitlikçi bir yaklaşım olacağını,iptali halinde 28 şubat sürecinde meslek liselilere yapılan haksızlığın devam edeceği kendisine hatırlatılıyor. Basından öğrendiğimize göre Baro başkanı yaptığı açıklamada “Eşitlik, eşit insanlar arasında olur “diye cevap vermiştir.
Yani adam diyor ki: Köylü çocuğu okuyup ta ne olacak? Hele İHL den mezun olacak, hukuk ve siyasal okuyacak. Sonra gelecek benim yanımda, benimle boy ölçüşecek. Olacak iş mi? Köylü çocuğu köylü kalsın. Amelenin çocuğundan ancak amele olur! Kapıcının çocuğu da baba mesleğini devam ettirsin. Memlekette bu işleri kim yapacak?
Bu çağda bu kafa ancak bizim jakobenlerde olur. Bize aydınlanmış kafa olarak sundukları bu kafalardan Küba da bile bulamazsınız. Dünyada totalitarizmin sonu gelse de bizim jakobenlerde asla değişim olmaz. Başka bir toplumda , başka bir ülke de böyle düşünen bir hukuk adamına rastlayamazsınız.
Bizim jakobenimiz şöyle demek istyiyor: “Bütün insanlar eşittir ama jakobenler daha da eşittir.”jakoben hukukun ulaştığı bu duruma, hukuk denmez, ancak yobazlık denir.
Bir hukuk adamına yakışır durum değildir bu. Anlaşılan o ki; demokrasi yolculuğunda daha çok yol gitmemiz gerekiyor.