Keskin’in bir köyünde doğmuş, davar gütmüş, mal gütmüş, fakirliğin verdiği bitin mihmet ve sıkıntıları yaşamış…
Bu arada saza olan hevesi artmış, köyünde yaşayan abdal aşiretinden Hacı Taşan, aşır Çevik gibi ustalardan sazı öğrenmiş ve Salman Coker - Hacı Taşan ekolünün devamı sayılacak bir tezene ve gırtlak, ses yapısına kavuşmuştur.
1970 yıllarda plakları en çok satan sanatçılar arasında o günkü magazin dergilerinde yer almış, türkülerinden bazıları TRT repertuarına girebilmiştir.
Plaklarının sayısını kendiside bilmezdi, kaset döneminde sürdürdüğü sanat hayatında dört kaseti vardır.
Bozlak, uzun hava, ağıt ve oyun havalarından oluşan türkülerinden bir kaçı: Gülbeyazın ağıtı, Zalim motor, Kanlı tren, Bağımız bostanımız, Emmimin kızı, Yuvamızın kurbanı oldun, Vermem seni eller, İntizar, Kıratıma bindim sabah namazı, Kader vb.
Dede Bekar yöredeki acıları, sevinçleri kendine has biçimiyle seslendirirken, hayatında da çok önemli acılara baş eğen bir sanatçıydı.
Eşinin ölümü bunların en zor olanıydı.
Kardeşlerinin ve öksüz yavrularının nafakası için çırpınarak geçen bir hayat…
Onunla15-16 yaşlarında iken tanıştım ve dostluğumuz son gününe kadar devam etti, bundan sonrada gönlümde yaşayacaktır.
Niğde dolaylarında düğün çalarken birinden gördüğü ağır bir hakaretten dolayı orada mikrofonu alır ve “ben bunun üstüne bir daha bu mesleğe dönmemek üzere bırakıyorum” der.
Paralı ve şaşaalı bir hayatı onuru ve şerefi için terk edip pazarcılığa başlamıştır ve kalan hayatını, pazarlarda sebze satarak geçirmiştir.
Son zamanlarda bir kaset yapması için Kamil Abalıoğlu, Cevdet Babacan’la birlikte çok ısrar ettik ve sonunda ikna oldu.
Yazdıklarını ve bestelerini getiri dinletir, istişarelerimizden sonra kaset listesine alırdı.
Son türküsünün adı “haydi bana eyvallah” idi, kaset piyasaya çıkmadan bir haber aldık 25 Nisan 2001 günü; Dede Bekar rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı.
İki gün etrafında dostlarıyla dolaşırken 27 Nisan günü kaybettik Aşık Dede Bekar’ı.
Vefasızlığın soğuk yüzünü Dede Bekar’ı yolcu ederken bir kere daha gördük.
Ama o, bu memleketin adını ilk olarak o günkü imkanlarıyla radyolardan Türkiye’ye duyuran adam idi.
İyi bir dost, şerefli bir Türkmen balasıydı.
Ne olur unutmayalım o insanları.
Bir tek Dede Bekar değil, Ali Rıza Yurtoğlu, Nuh Akgün, Yaşar ilkbahar, Ekrem Aydoslu, Erol Cöke, Hacı Taşan…
Bunlar Halk Müziğimizin sanatçıları, diğer sanat alanlarında iştigal edenleri de unutmayalım.
Nankör toplum olmak kadar kötü bir şey yoktur.
Dede ağabeyin ölümü üzerine yazdığım ve son kasetini kapağında yer alan bir şiirimi eklemek istiyorum..
Allah rahmet eylesin, bazıları onu unutsa da her zaman sevenleri unutmayacaktır.
Dede Bekar’ın…
Geldi bu dünyada yaşadı gitti
Gönüllerde izi Dede Bekarın
Gönlünce bir sefa sürmedi gitti
Kıştan beter yazı Dede Bekar’ın
Aşkın umanında gemisiz gezdi
Sızlayan gönlünde yarası azdı
Yokluğun derdiyle canından bezdi
Dertli çaldı sazı Dede Bekar’ın
Acıyı tanıdı ölümü gördü
Nice acılara gönlünü yordu
Bir kahırlı söze sazını kırdı
Gönlündeydi sızı Dede Bekar’ın
Dostlar halini sormadı gitti
Felek fırsatını vermedi gitti
Kimseler farkına varmadı gitti
Çoktu vefasızı Dede Bekarın
Gönlünü derdiyle yaktı yürüdü
Derdini sazına döktü yürüdü
Yükledi göçünü çekti yürüdü
Bitti artık sözü Dede Bekarın
Hasan Ulusoy