09 Şubat 2012 Perşembe

07.08.2009 00:00:00 980  defa okundu.

HSYK, Kriz Olmaya Devam Edecek



Son atama ve nakil kararnamesi ile Kurul'un kanuni yetkilerini zorlama pahasına atama ve nakil kararnamesi taslağında değişiklik yapma çabası içinde olması, ciddi tartışmalara neden oldu. Ayrıca bu çabayı gündeme taşıyan HSYK üyesi ile alakalı medyada dolaşan bazı haberler ve resimler ile atama ve nakil kararnamesi taslağında değişiklik yapılmasına yönelik çabaların hedefinde Ergenekon davası ve soruşturmasını, KCK ve faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturmaları yürüten hâkim ve savcıların kanun ve yönetmeliğe aykırı bir şekilde yerlerinin değiştirilmesinin yer alması, Kurul'un bizzat kendisini tartışmanın odağına yerleştirmiştir. Bu vesileyle, HSYK'nın hâkim ve savcılar üzerinde kurmuş olduğu baskıcı mekanizma da gün yüzüne çıkmış oldu.

HSYK'nın başta Ergenekon olmak üzere kritik dava ve soruşturmaları yürüten hâkim ve savcıların atanması ve naklini de ilgilendiren görüşmeler yaklaşık 8,5 saat süren toplantıdan sonra 27 Temmuz 2009 günü sona erdi. Günlerdir süren bu toplantılarda yürütülen çok çetin müzakereler neticesinde kritik dava ve soruşturmaları yürüten hâkim ve savcılar yerlerini korudular. Ama bunlara ilişkin şikâyet ve suç duyuruları için Adalet Bakanlığı'nın işlem yapması kararlaştırıldı. Kurul'un da çıkacak bu sonuca göre işlem yapması karara bağlandı. Peki, ulaşılan bu mutabakat ile sorun çözüldü mü? Cevap: Hayır. Sadece erteleme söz konusu. Ergenekon ve diğer kritik soruşturmalara ilişkin baskı oluşturmaya çalışan kesim, şimdi de güz kararnamesini bekleyecektir. Dahası, Ergenekon hâkim ve savcılarına yönelik olarak bakanlığın işlem yapması, bunlar üzerinde psikolojik baskı oluşturmaya devam edecektir. Kısaca HSYK merkezli temel sorun varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu yazıda HSYK'nın hâkim ve savcılar üzerinde kurduğu bu mekanizmanın yargı bağımsızlığı ve hâkim ve savcı teminatına yönelik oluşturduğu negatif etkileri üzerinde durmak istiyorum.

HSYK üyelerinin belirlenmesinde siyaset kurumu ile yürütme büyük oranda devre dışı bırakılmış durumdadır. Bu kuruma TBMM ve hükümet üye seçememektedir. Adalet bakanı Kurul'un başkanı, Adalet Bakanlığı müsteşarı da Kurul'un tabii üyesidir. Geri kalan beş üyeden üçü Yargıtay, ikisi de Danıştay tarafından her üyelik için önerilen üç kişi arasından cumhurbaşkanınca 4 yıllığına seçilir. Her üyelik için önerilen üçer kişi, Yargıtay ve Danıştay genel kurullarında her bir kişi için yapılan ayrı ayrı oylama ile belirlenmektedir. Esasen HSYK Kanunu'nda (md. 5, 6) böyle bir yöntem önerilmiş olmasa bile, Yargıtay ve Danıştay genel kurulları, fiili olarak bu yöntemi benimsemiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında, her bir üyelik için belirlenecek üç aday da Yargıtay ve Danıştay'da çoğunluğa sahip kesim tarafından belirlenmektedir. Farklı eğilimlere sahip kişilerin HSYK'ya atanması mümkün olmamaktadır. Diğer yandan Yargıtay üyelerinin tamamı (AY. md 154), Danıştay üyelerinin de dörtte üçü (AY. md 155) HSYK tarafından belirlenmektedir. Bu durumda HSYK'yı bu iki Yüksek Mahkeme belirlerken, HSYK da bunların üyelerini tayin etmektedir. Bu mekanizma sayesinde belli bir ideolojik düşünce bu kurumlarda belirleyici bir konuma erişmiş olmakta; farklı eğilimlerin önü tamamen tıkanmış olmaktadır. Bunun adı kooptasyondur; yani kurum içi kast sistemidir. Bu mekanizma çerçevesinde gerçekleşen uygulamalar neticesinde fiili olarak yargı camiası, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçilebilecek olanlar ve seçilemeyecek olanlar şeklinde iki kısma ayrılmaktadır. Benzer durum HSYK'ya seçilebilme açısından da söz konusudur. Hâkim ve cumhuriyet savcıları bu sistem içinde sıkışmakta; belli zihniyete sahip hâkim ve cumhuriyet savcılarının gerek HSYK üyeliğine, gerekse Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçilebilmelerinin yolu büyük oranda tıkanmış olmaktadır. Ayrıca HSYK üyelerinin tekrardan seçilme yolunun açık olması, HSYK ile Danıştay ve Yargıtay arasında zihniyet temelli dayanışmaya da yol açmaktadır. Bunun yanında HSYK üyeleri tekrardan seçilebilmek için, kendisini belirleyen Yüksek Mahkeme'de çoğunluğu temsil eden kesimleri memnun edici yönelimler içerisine de girebilmektedirler.

Hâkim ve savcıların atanma ve nakillerinde, yükselmelerinde, hâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların derece yükselmelerinin yapılabilmesinde, birinci sınıf olan hâkim ve savcıların başarılı olup olmadıklarına ilişkin değerlendirmelerde, başta disiplin soruşturması olmak üzere diğer özlük işlerinde tek söz sahibi HSYK'dır. Bu kurulun hâkim ve savcıların özlük işlerine ilişkin işlemleri yargısal denetime tabi değildir. Diğer yandan bu tür özlük işlerine ilişkin işlemlerde hâkim ve savcılara yönelik hazırlanan gizli ve açık sicil belgeleri belirleyici olmaktadır. Bunlardan gizli sicil belgesinde (hal kâğıdı) yer alan bilgilere istinaden hâkim ve savcıların atama ve nakilleri yapılmakta, bazen disiplin cezalarında bu sicil bilgileri etkili olabilmekte, bazen de hâkim ve savcılar için bölgelerinde görev yapmaları gereken asgari görev süresi (5'inci bölgede 2; 4'üncü ve 3'üncü bölgelerde 3; 2'nci bölgede 5; 1'inci bölgede 7 yıl) dolmadan görev yerlerinin değiştirilmesinde bu bilgiler etkili olabilmektedir. Kısaca objektiflik ve doğruluğunun test edilmesinin pek kolay olmadığı bu gizli sicil bilgileri bu kişilerin söz konusu mağdur edici işlemlerin yapılmasında etkili olabilmektedir. Bütün bu işlemler, gizli sicil bilgileri çerçevesinde HSYK tarafından yapılmaktadır ve yapılan bu işlemler de yargısal denetim haricindedir.

Şimdi şunu sormak istiyorum: "Hakkında ne tür bilgileri içeren sicil düzenlendiğinden haberdar olmayan; bu sicillerin düzenlenmesinin her türlü subjektif değerlendirmelere açık olduğu; HSYK'da esasen belli bir siyasi ideolojinin belirgin olarak belirleyici olabildiği; HSYK'da egemen ideolojiyi benimsemeyen hâkim ve savcıların her an özlük haklarının HSYK tarafından zedelenebilmesinin önünün açık olduğu; en azından bu yönde bir korkunun mevcut olduğu; bu işlemlere karşı yargı yolunun kapalı olduğu bir ortamda hâkim ve savcı teminatının varlığından söz edilebilir mi?"

Bu sorulara verilecek cevabın evet olduğu konusunda ciddi şüphelerim var. Dahası, HSYK bünyesinde Yargıtay ve Danıştay tarafından belirlenen çoğunluğa sahip üyelerin, son Ergenekon soruşturması ve davası ile KCK ve faili meçhul cinayetleri soruşturan hâkim ve savcıların asgari görev süreleri dolmadan başka yerlere atanmalarının sağlanmasına yönelik, kanun ve yönetmeliğe aykırı bir çaba sergilemeleri, şüpheleri daha da derinleştirmektedir. Ayrıca daha önceleri Şemdinli davasında Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya ve 12 Eylül darbesini gerçekleştiren darbecilerin lideri Kenan Evren hakkında iddianame düzenleyen Sacit Kayasu meslekten ihraç edilmiştir. Bu durumda, hâkim ve savcı teminatının varlığından söz edebilmek pek mümkün değildir. Bütün bunlar, HSYK'nın hâkim ve savcı teminatını ne oranda tehdit ettiğini göstermektedir. Anayasa ve HSYK Kanunu gereği yapmış olduğu işlemlerde yargı bağımsızlığı ve hâkim ve savcı teminatına uygun olmak zorunda olan bu Kurul, aksi yönde işlev görmektedir ya da en azından bu yönde ciddi şüpheler mevcuttur. Bu şartlarda HSYK'nın adalet ve hukuk devleti açısından kendisinden beklenen işlevleri layıkıyla yerine getirmesi pek mümkün görülmemektedir.

Hâkim ve savcı teminatı ve yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi, yukarıda sözünü ettiğim aksaklıkların giderilebilmesi, kooptasyona son verilmesi ve Kurul içerisinde çoğulculuğun sağlanabilmesi için, HSYK'nın reforme edilmesi gerekmektedir. Bu konuda Batı'daki gelişmiş demokrasilerde var olan örneklerin emsal alınması yeterlidir. Bu ülkelerde tekdüze bir sistem mevcut değildir. Ama bizdeki sistem hiçbir Batılı demokratik memlekette yoktur. 'Peki, bu ülkeleri de örnek alarak ne tür bir düzenleme yapılabilir?' denilecek olursa, yapılması gerekenleri şu şekilde sıralamamız mümkündür:

HSYK üyelerinin bir kısmı yüksek yargı organları, bir kısmı yüksek yargıda görev yapmayan diğer hâkim ve savcılar, bir kısmı TBMM, bir kısmı hükümet, bir kısmı cumhurbaşkanı ve bir kısmı da adalet bakanı tarafından belirlenmelidir. Bu şekilde Kurul içinde farklı eğilimlerin temsil edilmesi sağlanarak çoğulcu bir yapı oluşturulmuş olacaktır.

HSYK'nın işlemlerine karşı yargısal denetim yolu açılmalıdır. Bu sayede hâkim ve savcılar HSYK kaynaklı işlemlere karşı teminat altına alınmış olacak; bunlar, karar ve işlemlerinde daha bağımsız ve yaratıcı olabileceklerdir; hiçbir hâkim ve savcı, vermiş olduğu kararlardan ya da yapmış oldukları işlemlerden dolayı "acaba başımıza neler gelir?" endişesi taşımayacaktır; en azından böylesi bir ortam sağlanmış olacaktır.

Hâkim ve savcılarla alakalı özlük işlemleri ve disiplin soruşturmalarında gizli saklı sicil bilgilerinin belirleyici olması mekanizmasına son verilmeli, gerek atama ve nakil işlemlerinde, gerekse diğer özlük işlemlerinin düzenlenmesi konusunda belirleyici olan ölçütlerin objektif ve belirgin olmasının sağlanması gerekir. Bu ölçütler belirginsizleştikçe hâkim ve savcıların teminat altında olmaları ve görevlerini güvenle yerine getirebilmeleri, bu çerçevede yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi mümkün değildir.

Bütün bu öneriler gerçekleştirilmediği, bu yönde lüzumlu anayasal ve kanuni değişiklikler yapılmadığı takdirde yargı temelli sorunlar daha ileri boyutta yaşanmaya devam edecek; HSYK, hâkim ve savcılar üzerinde "Demokles'in kılıcı gibi sallanmayı" sürdürecektir. Bu ortamda ne Ergenekon ne de diğer kritik soruşturma ve davalarda olumlu bir neticeye ulaşılabilir. Gerçekten bütün bu dava ve soruşturmaların da Susurluk gibi, Şemdinli gibi üzeri örtülü kalması istenmiyorsa, Türkiye'nin bağırsaklarının temizlenmesi arzu ediliyorsa, HSYK, yukarıdaki öneriler de dikkate alınarak öyle bir yapıya büründürülmeli ki, burada görev yapan hâkim ve savcıların gözlerinin önüne, Ferhat Sarıkaya'lar, Sacit Kayasu'lar gelmesin, hak bildikleri yönde cesaretle her türlü yargısal işlemleri yapabilecekleri bir yargısal ortam sağlanmış olsun. Bunun için de, güz kararnamesi beklenmemeli; daha önceden bu sorun halledilmeli ki, Türkiye bir de güz kararnamesi döneminde HSYK temelli bir gerilim yaşamasın, yargı bundan yara almasın; dava ve soruşturmalar selametle sürdürülmeye devam etsin. Bütün bunların yapılması hem yargıyı hem de bütün memleketi rahatlatacaktır.

Yorum Yaz


YORUMLAR
Yorum bulunmamaktadır. Yorum eklemek için tıklayınız.

YAZARIN TÜM YAZILARI
HSYK, Kriz Olmaya Devam Edecek - 07 Ağustos 2009 Cuma 00:00
Cumhurbaşkanı'na Dokunulabilir mi? - 25 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Niçin Demokrasi Bayramımız Yoktur? - 18 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Dikkat: Saygın Kişiler Hakkında Dava Açılamaz, Çünkü... - 08 Mayıs 2009 Cuma 00:00
Dönüşü Olmayan Dava: Ergenekon - 29 Nisan 2009 Çarşamba 00:00
Ergenekon Tipi Yapılanmaların Kaynağı Gizli Bir Kararname - 21 Nisan 2009 Salı 00:00
Özgürlüğün Zamanı Gelmedi mi? - 14 Nisan 2009 Salı 00:00
Siyasi Partiler DARAĞACI'ndan Nasıl Kurtulur? - 31 Mart 2009 Salı 00:00
Çağdaş Kıyafet: Türban Üstü Şapka - 08 Mart 2009 Pazar 00:00
Ergenekon'un Üzeri Ölü Toprağı ile mi Örtülüyor? - 21 Şubat 2009 Cumartesi 00:00
Laik Cumhuriyetin Namusunu Ergenekon Şaibesinden Korumak - 10 Şubat 2009 Salı 00:00
Yargı Bağımsızlığına ÇOK İHTİYAÇ Var - 26 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Tartışılan Örgüt YARSAV - 19 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Demokrasi ve İnsan Hakları Şampiyonu Nerede? - 12 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Asıl Sorun Yargının Siyasallaşması - 05 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Yargıtay'ın "Çifte Standart" Kararları - 29 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Cumhuriyet Halk Partisi, Siyasi Parti Haline mi Geliyor? - 15 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
CHP, Çarşafta Samimi İse Halktan Özür Dilemelidir - 08 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Dinî Özgürlükleri Daraltmak Serbest, Genişletmek Yasak - 25 Kasım 2008 Salı 00:00
Anayasa Mahkemesi Sorununu Aşmak - 20 Kasım 2008 Perşembe 00:00
AYM’nin Çelişkilerle Dolu AK Parti Kararı - 30 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Deniz Feneri Davası'nın Unutulanı - 02 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Laiklik, Dine Şekil Vermek Değildir - 27 Eylül 2008 Cumartesi 00:00
Cumhuriyetimizin Demokrasi Zaafları - 23 Ağustos 2008 Cumartesi 00:00
Ergenekon dan ÇIKIŞ! - 10 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 30 Haziran 2008 Pazartesi 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 25 Haziran 2008 Çarşamba 00:00
Ak Parti Kapatma Davası - 29 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Kapatma Davası Açıldı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
27 Nisan e-muhtıra - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Anayasa Değişikliğine Dikkat - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başörtüsü Yasağı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başartüsü Yasağı - 27 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
SORUN TEK BOYUTLU DEĞİLDİR - 13 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
Gülü Hazmetmenin Zorluğu - 25 Kasım 2007 Pazar 00:00
Mahkeme Kararının Olası Sonuçları - 24 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Yargının 'Önleyici' ve 'düzeltici' Denetimi - 15 Ekim 2007 Pazartesi 00:00
301. Madde ve İklim Sorunu - 05 Ekim 2007 Cuma 00:00
Demokrasinin Rayına Oturması İçin - 28 Eylül 2007 Cuma 00:00

Son Yorumlar

Abidin Emmi
Okullara andımız kaldırılsın Kaldırıldı Üniforma giyilmesin Tamam çıkarıldı Milli Güvenlik dersleri kaldırılsın Kaldırıldı Öğrenciler sınıfta bırakılmasın Tamam sınıfta bırakılmadı Öğrencilere cetvelin ucuyla dahi vurulmasın Tamam pekiii Sayın Sendika başkanı demokratikleşme adına Eğitimde binbir türlü değişikliğe gidiliyor Hiç öğretmenlerden soruyormusunuz pekii Eğitimin kalitesimi artıyor? Tanıdığım bir çok öğretmene soruyorum kesinlikle hayır diyorlar Pekiii Öğrencilerin kalitesimi artıyor Tanıdığım öğretmenler okullardan öğrencilerin kafası bomboş öğrenciler mezun ediliyor diyorlar. Öğretmenler diyorki okula gelen Müfettişler artık öğrencinin bilgi seviyesini ölçmeye gelmiyorlar Ya neye geliyorlar Duvarda şu levha niye yok şu çizelge neye yok onu kontrol ediyor diyorlar Tüm bunların sonucunda Neymiş Avrupa Birliğine bakın bizim şu kadar okumuş öğrencimiz var diyecekmişiz. Yeğenim Sivasın bir ilçesinde Meslek Lisesi öğretmeni. Soruyorum öğrencileriyin seviyesi ne durumda diye. Özellikle Matematik dersindeki seviyeleri ilkokul 2 veya 3 sınıf düzeyinde diyor. Öğretimde demokratikleşme sevdasından kurtulup eğitimde kadrolaşma,sendikalaşma sevdasından kurtulup birazda eğitimin kalitesini artırmaya ne zaman başlayacaksınız acaba
07.02.2012 11:07:41

bd
Kırıkkalede hiç mi adam kalmadı ne?Kırıkkaleli değilse adam değil mi? Kırıkkaleye en büyük zararı yine kırıkkaleliler vermiştir.
07.02.2012 09:26:40

Şeref
İlimizde böyle bir kuruluşun hizmet sunması bizim için bir şans. Başta Başhekim Sayın Adnan TEZEL olmak üzere tüm çalışanları kutlar,başarılı çalışmalarınızın devamını dilerim. Teşekkürler.
05.02.2012 22:36:45

zafer tekin
abicim samimi isen yolun ve ufkun açık olsun,ismimiz soyismimiz aynı bazen isimler ve soyisimler aynı şeyi ifade eder,yani o ismin veriliş sebebi vardır.başarılar bende veterinerlik görevimle vatanıma hizmet ediyom ama bazı utanılacak durumlar var bizim meslekte herkez utanmaz ama utanan vardır,kolay gelsin görevinde başarılar
05.02.2012 14:32:30

a.vural
2007 seçimleri idi bizlerde akp li olarak adaylarımızın konuşmalarını takip ediyorduk ve takip ettiğim kadarı ilede hakikaten Musafa beyin çok güzel fikirleri vardı kendisi üniversite kökenli olduğu için şöyle diyordu Allah'ın izni ile milletvekili seçilirsem MKE nin yönetim yapısı özel sektör şartlarına uygun olacak vede teknolojisini en son teknoloji le yenileyip dünya standartlarının üzerine getirteceğiz ve de eskiden olduğu gibi mke de en az 10-12 bin işçinin çalışabileceğini söylüyordu vede gayet mantıklı ve doğru şeylerdi ve Allah nasip etti kardeşim milletvekili oldu ama biz Milletvekili kardeşimizin mke ile ilgili herhangi bir girişimini hatta özel sektörle mke yi buluşturacak herhangi bir projeyi, teknoloji yenileme ile ilgili herhangi bir projeyi10-12 bin işci alımı ile ilgili herhangi bir projeyi göremedik siz milletvekili iken yöremizle ilgili hiç bir çalışma yapmazsanız benim Başbakanım bunları görmiyecek mi Beyler Türkiyenin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Beydir o da doğruları bilir ve görür benim gördüğüm açidan da Mustafa beyin üzülerek söyluyorum MKE Genel Müdürlüğü için en ufak bir şansı yoktur daha doğrusu Milletvekili olmadan önceki fikirlerini Hayata geçiremediği için şansın kaybetmiştir özünde de çok mütevazı,çalışkan vede dürüst bir kişi olmasına rağmen bence şansı yoktur tabi bu benim dışar dan gördüğüm eğer Mustafa bey yukarda saydığım olaylarla ilgili girişimleri olmuş vede bende bunu atlamış isem o zamanda kendiisinden özür dilerim ama bildiğim kadarı ile mke nin personel sayısında düşüş oldu ,teknoloji ile ilgilide pek gelişme olmadı gibi ama genede Mustafa beyin gazeteniz aracılığı ile bir cevabını beklerim Sayın Milletvekilim seni yinede seviyoruz saygılarımla
05.02.2012 10:34:37