Merhaba aziz okuyucularım.Uzun bir aradan sonra merhaba!..
Uzun bir aradan sonra memleketin mütevazi bir köşesinde kendimce bir tatil yapma imkanı buldum. Öyle ya kenedimi toparlama fırsatını iyi değerlendirmem gerekirdi. Hemen alınmayın . Bu krizde tatil yapma fırsatını bulduğum için bendenizi burjuva sınıfından biri diye düşünmeyin. Sosyeteye mensup olabilmem için de tanrı vergisi kıllarımdan kurtulmalıyım . Sınıf atlamak ( ikoncanlara atlamak mı demeliyim bilemiyorum)için derimi değiştirsem yine de beni kabul etmezler.Alt tarafı bir maden işçisinin çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Yani anlayacağınız övünülecek Tanrı vergisi özelliklerimden başka neyim var? Bakmayın jakobenlere. Onlar eskiden beri hep aynı masalı söylüyorlar.” İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.” Halkı aldatmanın değişmeyen söylemidir bu. Baskıcı ,totaliter yönetim anlayışı ile herkesi amele yapacaklardı ama ömürleri yetmedi. Çağdaş iletişim çağına yenik üşen her totaliter yönetim biçimi ömrünü tamamladı . Darısı bizde hala darbe heveslisi olanların başına diyelim.
Benim niyetim böyle ciddi konulara dalmak değil. Absürt yazmak daha güzel geliyor.Ciddi yazdın mı başın belaya giriyor.Biliyorsunuz Mehmet Ali Gülben’i kucağına oturttu ve sıra Okan’da demişti de ne oldu? Hiçbir şey değil mi?
Jakobenlerin ördüğü demir ağlar üzerinden kayarak yola düşüyorum. Saatte 30 -40 km hızla gidiyoruz. Bu çağda ideal hız değil ama, çok güvenli! Kaza yapma riski az hiç olmazsa. Öyle birinci sınıf vagon tutacak halim yok. Halkımın arasındayım. Git git yol bitmiyor.tam üç saat rötarla varıyoruz istasyona. Bir anons yapılıyor hem türkish hem englishçe “bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler.” Vay be! Ne saygın yolcularmışız da kıymet verildiğini anlayamadık. Üç saat rötar yapıyor, özür dileme veya bir açıklama yok ama teşekkür edebiliyorlar. Jakoben bir işletme anlayışı böyle oluyor demekki.
Sabahın seher vaktinde beş altı km yürüyüşler yaptım denizin kenarından. Motoru iyice ısıttım, vatan için ter döktüm.Hava cam gibi berrak deniz nazlı bir ikoncan! Yeme de yanında yat. İşte yine kavuştum. Torosların karlı sularını alarak Ak Denize getiren Limonlu Deresinin denize kavuştuğu yerdeyim. Buz gibi suya kendimi bırakıyorum . Kızgın demiri suya sokunca fosladığı gibi bedenimi soğutuyorum . Ne yazık ki kıllarımı herkes görüyor, buna engel olmak geçmiyor içimden. Aysun Kayacı olsa beni değnekle kovalardı. Nerden geldi bu kutup ayısı diye? İnadına derede epey kalıyorum . Siz olsanız beş dakika kalamazdınız. Benim dayanma gücüm depoladığım yağlarımdan kaynaklanıyor.Etrafın gavur malı gibi yandığı bir ortamda kıllı göbeğim serin sularda kayıp oluyor. Tatil dönüşü yapacağım vatansal işler için kendime güç topluyorum , motora çelik suyu veriyorum.Bu fırsatı verdiği için Ulu Tanrıya dua ediyorum.
Gündemden uzak kalayım diye gazete bile okumak istemiyorum ,televizyonu açmıyorum.Yanıma aldığım dört adet kitapla, gerçek arkadaş oluyorum. Birinden usanınca ötekine atlıyorum.Çok ilginç kitaplar seçtim . Sizlere de salık veririm:Sistem yayınlarından “İş hayatında kimsenin anlatmadıkları” , Amiran Kurtkan’dan “Cemiyet = sosyete”, Şalom Naktimon’dan “Irak ve Orta Doğuda Mossad”, ve Ömer Lütfi Mete’den “Allahsız Müslümanlık” beş günlük kısa bir sürede vaktimi çok iyi değerlendirdiğimi sanıyorum.Tabii en güzeli de bir su aygırı gibi dereyi taşırdığım zamanlar oldu. Bunu vatan için yaptığımı söylemeliyim.
Gazeteye aslında bakmayacaktım ama yine yakalandım. Arkadaşım muziplik yaptı.Gitti bir gazete aldı. Halbuki ben ondan sadece sıçak pide almasını istemiştim. Yine de gündemin uçundan biraz dokunmam farz oldu. Ferda hanım yargı önüne çıkmışlar. Siyah ama beyaz puanlı entarisi. Aynı renk çantası ve ayakkabıları ile modacıların dudaklarını uçuklatan bir zarafet içinde. Seda’yı çok fena yakalamışlar selülidleri bu defa resmen sırıtmış. Ben olsaydım kesinlikle oramı açmazdım bu halimle.Lerzanın kalçalarına bir diyeceğim yok.Böyle yazınca da bazı okuyucularım içine düşecektin diye takılıyorlar. Devletim bana okusun adam olsun diye o kadar emek verdi. Ben sanat ve estetik eğitimi almış biriyim.Bakınca benim göz estetiğimi bozmaya bu kart karıların ne hakları var?
Radyomu karıştırdım birazcık. Yörük Fm den bir Karadeniz manisi dinledim . Sizinle paylaşayım isterseniz. “Peştamal tezgahında canın çikayi canım / Varacağım kocaya da oturacağım hanım”
Sen öyle san bakalım.!
Buranın belası sivrisinekler durmadan ısırıyorlar. Bacaklarımda kılsız alanlar benek benek oldu.Bereket versin diğer alanlar doğal korungaçlarım sayesinde kurtuldu. Bundan dolayı Tanrı vergisi halimle barışık olarak yaşamayı çok seviyorum.Çağdaş yaşamcılar kızacaksa da umurumda değil.
Beş gün yetmedi bana anlayacağınız .Kriz beni de etkiledi. Kısa kesmek zorunda kaldım. Absürt yazılarıma tahammül ettiğinizi düşündüğüm için aranıza döndüm yeniden .