Bir kahraman vatandaşımızın başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( AİHM ) devletimiz aleyhine olan bir karar aldı. Bundan sonra oluşacak sorunu jakobenlerimiz nasıl çözecekler ? Bizim jakobenler için bu tip sorunların çözümü imkansız değil. Sadece biraz zaman alır. Bize de beklemek düşer. Sorun çözme taktiklerinden bir tanesi de “ bekle gör” yöntemidir. Bakınız bu kahraman vatandaşımız ne yapmış.Beraber okuyalım:
“Kahraman vatandaşımız Hasan Zengin ve kızı Eylem AİHM’ne 2004 yılında yaptıkları başvuruda, “Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9. maddesini ve eğitim hakkıyla ilgili 1. protokolün 2. maddesini ihlal ettiği” görüşünü savunmuştu. Zengin, Türkiye’deki mahkemelere yaptığı başvuruda, 7. sınıfta okuyan kızı Eylem’in din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf olmasını talep etmiş, ancak sonuç alamamıştı Zengin, Türk mahkemelerine yaptığı başvuruda, Türkiye’de verilen zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin, laiklik ilkesine aykırı olduğunu savunmuş ve derslerde öğretilen Sünni İslam eğitiminin tarafsız olmadığı görüşünü dile getirmişti.”(Akşam10.10.2007)
Laikliğin bizdeki versiyonu ilerde buna benzer daha birçok sorun yaratacağı açıktır.Bir defa din adamı olan kişinin devlet tarafından maaşa bağlanması kadar tuhaf bir uygulama Laik bir devlette olamaz.Rahmetli ord.prof. dr.Ali Fuat Başgil hocanın “Din ve Laiklik “isimli kitabında merak edenler için epey bilgi var.Tavsiye ederim. Rahmetli hocamızın, tarihi süreç içinde laikliğin gelişimini geniş şekilde açıkladığı kitabında, Laik devletin ; hukuksal yaptırım gücünü dini naslardan almaz ve dinler karşısında tamamen tarafsız olan bir duruşa sahip olması gerektiğine vurgu yapar. Vatandaşlarına, dini inanç ve ibadetleri yönünden tamamen serbest bir ortam hazırlar .Hiç kimseye dinini açıklama ,ibadete zorlama, dini ayine katılma zorunluluğu getirmez. Kimse düşünce ve kanatlarından dolayı ayıplanmaz, bundan dolayı temel hak ve hürriyetlerden mahrum edilmez. Başka din ve kanaat sahiplerinin de başkalarını ibadete, ayine katılmaya,kanat ve görüşlerini açıklamaya zorlayamaz ve inanç sahiplerinin inançları ile alay edemez. İşte laik devlet gerçek anlamda hür bir ortam sağlar.Herkese din ve inanç hürriyetinin temin edilmiş olması laikliğin en belirgin özelliğidir.Yani tebarüz etmiş vasfıdır diyelim de hala 1930 lu yıllar da kalanlarda anlasınlar. Laiklik din ve vicdan hürriyetinin teminatı sayılır. Demokratik yönetim de bunun üzerine inşa edilebilir
Haberde AİHM kararı ile ilgili çarpıcı bir bölüm daha var. Bakın ne diyor:
“Mahkeme, din derslerinden muaf tutulma uygulamasının uygun bir yöntem olmadığını zira bu uygulamanın öğrenci ve ailesini dini veya felsefi inançlarını açığa vurmaya zorladığını da belirtti” Yani bazı Musevi ve Hıristiyan vatandaşlarımız bu derslerden muaf tutulması dahi kabul görmedi. Ben bu anayasayı deldirtmem diyen jakobenler delirmesin de kim delirsin?
Elin gavuru ne kadar da ince düşünüyor değil mi? Acaba jakobenlerimiz bundan bir ders çıkarıp tutumlarını değiştirebilirler mi? Biraz zor görünüyor. Bizimkiler Fransız jakobenlerinden daha tutucu (yobaz) Tutucu deyince yanlış anlamayınız lütfen. İlla birinin malafatı tutması gerekmiyor.
Bir defa uygulanmakta olan programın mantığı yanlış olduğu ,hatalı bir temele dayandığı için doğurdukları da hilkat garibesi gibi oluyor. Laikliğin çok konuşulan bir özelliği de din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır. Doğrudan hükümete bağlı Diyanet işleri Başkanlığı ile bu işlerin bundan sonra da yürütülmesi daha da zor olacaktır diye düşünüyorum. Ya her şeyi bize benzeterek kullanmaya devam edeceğiz ya da uluslararası kabul görmüş normlara uyacağız .Bakalım yeni gelişmeler ne hızda ve ne yönde oluşacak , hep beraber göreceğiz.
İlköğretim çağında din eğitim ve öğretimi velinin isteğine bağlı olarak seçmeli olması gerektiğine inanlardanım. Tabiî ki içeriğinin de dini öğretiye sadık kalmasını tercih ederim. Her ebeveyn neslinin devam etmesi için çocuk yapar .Jakobenlerin dayatmalarla belirlediği çarpıtılmış dini safsataları öğrensinler diye değil. Rahmetli hocamız da ülkemizde gerçek anlamda din adamı yetiştiremediğimizden şikayet ediyor kitabında.Devlet memuru din adamı, meleklerin dişi mi yoksa erkek mi olduğunu, kadının kocasına sırtını dönerek yatmasının caiz olup olmadığını anlatabilir de toplumun hastalık derecesine ulaşmış sorunlarından söz edemez hali acıklı doğrusu. Hele kara cübbeli papaz kravat takmaz da , bizimkilerin kravat takarak arz-ı endam etmeleri komşu kızların çatlatıyor. Kravatların kırmızının tonlarında seçilmesi halinde , kırmızı beyaz kavuğa da yakışır doğrusu.