Ben bu yazıyı yazarken resmi makamlar ölü sayısını 21 olarak ilan ederken , resmi olmayan ağızlar ise bu sayının 100'ün üzerinde olduğunu iddia ediyorlar.Her ne olursa olsun demokratik bir hak olarak sokaklara çıkıp haklarını aramak isteyen insanların yaşam hakkının elinden alınmasının izahı olamaz. Bu sebeple olayların bir an önce bitmesini temenni ediyorum.
Ancak yaşanan bu olaylar tam 30 yıldır İslam Cumhuriyeti adıyla yönetilen ve dışarıdan tamamiyle baskıcı ve zorlayıcı bir anlayış olarak görülen bu rejimin ilk defa ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.100 binlerce insan hergün sokaklara dökülüyor ve yapılan seçimlere hile karıştırıldığını ileri sürerek eylemler yapıyor. Artık bu rejim içerisinde dokunulmazlığı olan ve asla eleştirilemeyen dini lider Hamaney bile açıkça eleştiriliyor. İran yavaş yavaş rejim yandaşları ve reformcular diye ikiye ayrılırken gelecek günlerde artık İran'ın eski İran olmayacağı gayet net bir şekilde görülüyor.Kendisiyle sık sık görüşüp bilgi aldığım bir İran uzmanı, bu görüşümü onaylayarak devrim yıllarında doğan çocukların bugünlerde 30'lu yaşlarına geldiğini ve onların İran'ın geleceğinde ciddi bir yönlendirme hareketi içerisinde olduklarını açıkça ifade ediyor.Bu eylemler sırasında göğsünden vurularak yaşamını yitiren 16 yaşındaki “Nida” isimli genç kız ise sokaklara taşan ve reform isteyen yüzbinlerce insanın yüreğinin sesi oldu. Nida sonunun nereye varacağı belli olmayan bir hareketin sembol ismi olarak tarihe adını yazdırdı.
TÜRKMENLER KATLEDİLİYOR!
ABD'nin demokrasi getirmek! Üzere geldiği Irak'ta ise demokrasi haricinde her türlü olay görülmekte.Özellikle Kuzey bölgesinde oluşan ya da oluşturulan çeşitli yapılanmalar en çok Türkiye'yi ve orada yaşayan Türkmen soydaşlarımızı huzursuz etmektedir. Bölgede Türkmenleri tasfiye planı yavaş yavaş uygulanırken, zaman zaman yapılan kalleş saldırılarla onlarca kardeşimiz öldürülmektedir. Bunun son örneğini ise geride bıraktığımız hafta sonunda yaşadık. Kerkük'ün güneyinde Türkmenlerin yaşadığı Tazehurmatı nahiyesi'nde düzenlenen bombalı saldırıda 72 soydaşımız hayatını kaybetti. Erbil, Süleymaniye, Telafer, Musul vs. yerlerde de geçmişte Türkmen kardeşlerimize yönelik bu tip saldırılar oldu.Artık Türkiye bu yaşananlardan ders alıp oradaki kardeşlerine sahip çıkmak ve onları kollamak zorundadır. Nasıl ABD Okyanuslar ötesinden gelip çıkarları için gerekli olan adımları atarak birilerini destekleme ihtiyacı hissediyorsa, bizde kanımızı taşıyan ve oradaki güvenliğimizin bekçileri olan bu kardeşlerimize sahip çıkıp onların bölgedeki varlıklarının devamını sağlamalıyız. Türk oldukları için bölgeden atılmak istenen ve bu uğurda canlarını kaybeden tüm Türkmen kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.
Yorumcu
Geçtiğimiz hafta yazdığım “irtica eylem planı” yazımın altına “abdi ipekçi” takma adıyla yorum yapan arkadaşa da birkaç cümle etmeden geçemeyeceğim. Kendisi benim gündemi takip etmediğimi yazmış ve beni ajanlıkla suçlamış. Ajanlık konusuna az sonra değineceğim ama kendisi 20 Haziran'da bu yorumu yazarken, benim yazıyı 16 Haziran Salı günü yani kendisinden 4 gün önce yazdığıma hiç dikkat etmemiş.Yani ben belge henüz ortalarda yokken o yazıyı yazıp okuyuculara sundum.O belge ise benim yazımdan iki gün sonra yani 18 Haziran Perşembe günü gerekli adrese ulaştırıldı.Yani belge ortaya çıktığında o yazı artık eskide kalmıştı.Yorumcu arkadaşın ne denli dikkatli olduğu ve gündeme ne kadar hakim olduğu buradan belli. Gelelim ajanlık konusuna, bir insana hele ki Gazetecilik yaparak gördüğünü ve duyduklarını yazan toplumu bilinçlendirmek adına çaba sarfeden birisine ajan yakıştırmasını yapmak hangi vicdana sığar? Elde ettiğim fikirleri ve bilgileri okuyucularla paylaşmak ya da sizin görüşünüze hitab etmiyor diye beni ajan olarak nitelemek ne kadar ahlaklıdır? Sizin yazdığınız gibi kafamızı biryerlere gömmüyoruz aksine elde ettiklerimizi yazıyoruz ve paylaşıyoruz. Kafanıza beton dökeyim sözleride son derece tehditkar bir yaklaşımdır.Bu konuda savcılığa başvuracağımdan arkadaşımızın hiç şüphesi olmasın.Gazetecilik mesleğinin doğasında yer alan bu tür söylemler bizi doğru bilip gördüklerimizden ve bunları toplumla paylaşmaktan alı koyamaz. Duymaya, görmeye, yazmaya ve paylaşmaya devam...