Sitede yayınlananlar haricinde, sitede yer almayan yorumlarda var elbet.
Kimi okuyucular birbirini eleştirmiş, kimileri de şahsımda eleştiri yapmışlar.
Okuyucarlardan gelen eleştiri ve yorumların ortak noktası ise işçi maaşları.
Bir okuyucu Hasan Ulusoy'u örnek gösterek demiş ki, neden onun gibi işçi maaşlarına değinmiyorsunuz?
Dost sohbetlerinde de sürekli bu sorular ile karşı karşıya kalmıyor değilim.
Artık öyle bir noktaya geldiki bu mesele, bir iki satırda benim değinmem şart oldu.
Geçenlerde yine bir dost sohbetinde dile getirildi.
Hasan Ulusoy anlatıyor.
Konu işçi maaşlarının ödenip ödenmemesine dair.
Anap döneminin Belediye Başkanı Cemalettin Akdoğan'ın işçi maaşlarına dair hassasiyetiydi konu.
Ayın birinde Cemalettin Akdoğan işçi maaşlarının ödenmesi konusunda zor duruma düşmüş.
Kasada para yok.
Ankara senin Bakanlıklar benim deyip başvurmadık yer kalmamış tabi.
Ve maaşları ödeyecek parayı kotarmış.
Hemen Kırıkkale'ye dönmüş.
Dar bir vakitte muhasebeciyle birlikte maaşları bankadan çekmiş.
Belediyenin tahsildarlarını acilen getirtmiş.
Bankadan aldığı parayı muhasebeciyle birlikte tahsildarlara verip, puantaja göre Belediye işçilerine hemen dağıtılması talimatını vermiş.
Eski Belediye Başkanı Mustafa Pekdoğan'ın döneminden de örnekleme yaptı Ulusoy.
Yine Pekdoğan ile yaşadığı bir anısını anlattı bize.
Diyor ki, Ulusoy;
Ay sonu geldi.
Kasada Belediye işçisine verilecek para yok.
Çünkü İller Bankası tarafından kesintiye uğramış.
İktidar da bir sol parti ile MHP var.
Pekdoğan, Kırıkkale'den çıkıp İller Bankası Genel müdürünün makamına gider.
Sıkınıtlar, talepler konuşulurken asıl isteğe gelir mevzu.
Genel müdür direnmektedir.
Pekdoğan, bunun üzerine Genel Müdüre, "çalışanların maaşlarını ödemek zorundayım. Milletin maaşını ödeyemezsem vicdan azabı duyarım. Bak müdür eğer vermezsen, Kızılay'daki Atatürk büstünün önüne gelir, ibreti alem için kendime benzin döker yakarım. Kendini yakmayan (...!) dir, deyip dışarı çıkmış.
Aradan 5-10 dakika geçmemiş ki, Genel müdürün sekreteri Pekdoğan'a seslenmiş.
"Sayın Genel müdürümüz sizi bekliyor."
Pekdoğan tekrar Genel müdürün odasına girmiş.
Müdür; "paranız hazır, alabilirsiniz." demiş.
Sonuç belli.
Pekdoğan'da o vesile ile maaşları ödemiş.
Şimdi ne anlatmak istiyorsunuz diyeceksiniz?
Söyleyeyim.
Üstat Ulusoy, çözüm yolu hakkında da görüşlerini anlattı oradakilere.
"İçişleri Bakanı Kırıkkaleli değil mi?
Evet.
Belediye Başkanı Veli Korkmaz'ı buraya o getirip Belediye Başkan adayı olmasına vesile olmadı mı?
Evet.
Belediyeler İçişleri Bakanlığına bağlı değil mi?
Evet.
İyide kardeşim bu kadar sıkıntı çekmeye ne gerek var!
Üstelik üç tanede milletvekilleri var.
Sıkıntı gerçekten büyük.
Daha dün maaşını alamayan işçinin biri kendini yakmaya çalışmış.
Demek ki, bıçak kemiğe dayandı.
Zaman şimdiki zaman.
Ne bekliyorlar anlamıyorum?" diyor, Ulusoy.
Gerçekten sıkıntıyı aşmak böyle kolay mı bilemiyorum tabi.
Korkmaz'ın maaşlar konusunda çok çalıştığı ve epeyce yol aldığından da haberim var.
Geçen günlerde Başkan Yardımcısı Harun Ulusoy'un işçilere müjde verdiğini de okudunuz tahminim.
Tahminim şu.
Maaşların verilmesi eli kulağında gibi.
Aski bir durum ve gelişme olmazsa tabii...