Yıllardır üçüncü sayfada boy gösteren haberler sayfadan taştı.
Üçüncü sayfa haberlerini her yerde görmek ve okumak normal hale geldi.
Üçüncü sayfa haberlerinin ne olduğunu herhalde anladınız, değil mi?
Cinnet geçiren baba küçük çocuğunu ve karısını öldürdü.
Bir genç, evlenme teklifini kabul etmeyen kız arkadaşına sokak ortasında kurşun yağdırdı.
Bir kadın, kendisini ve aşığını uygunsuz bir durumda gören çocuğunu hiç acımadan katletti.
Okulu basan gençler, öğretmenlerinin gözü önünde arkadaşlarına bıçakla saldırdılar.
Çöp kutusundaki bir bavulda kimliği belirsiz bir ceset bulundu.
Adana’da bir genç ailesinin sekiz ferdini kendi evlerinde acımasızca öldürdü.
Karısını öldüren adam beylik tabancasıyla intihar etti.
Bu örnekleri çoğaltmak, haberlere bakılırsa mümkün görünüyor.
Her an her yerde karşınıza çıkabiliyor bu üçüncü sayfa haberleri.
Sabahleyin televizyonu açınca bu haberlerle karşılaşıyorsunuz.
Akşam ana haberlerin neredeyse tamamında bu tür haberler boy gösteriyor.
Gazetelerin manşetlerinde sekiz sütun olmasa bile büyük bir yer kaplıyor.
Bu haberleri yüzeysel olarak vermeyenler haber üzerinde her türlü incelemelerini yapıyorlar.
Değerli yorumcuları getirerek onların düşüncelerini soruyorlar.
Bilim adamlarına olayla ilgili analiz yaptırarak bilimsel veriler elde etmeye çalışıyorlar.
Akraba, komşu, arkadaş, dost herkesle konuşup olay hakkında bilgi alıyorlar.
Karakolların kapılarına çadır kurulup gelen haberler son dakika haberi olarak anında duyuruluyor.
Gelinen nokta şu:
Bu cinayetler ve intiharlar yoksulluk, işsizlik, cahillik ve cinnet sebebiyle işleniyor.
Peki, böyle önemli bir konuyu böyle sığ sebeplere bağlamak sizce ne kadar doğrudur?
Sadece yoksul olanlar değil ki, zengin olanlar da bu olaylara karışıyor.
Kredi kartı borcu nedir bilmeyen, varlık içinde yüzenler niçin yapıyor dersiniz?
İşi ve kariyeri zirvede olanların yaptıklarını nasıl açıklayabiliriz ki o zaman?
Okumuş, mürekkep yalamış saygın kişilerin yaptıklarına ne demeli peki?
Aklı başında planlı olarak bu işleri yapanların yaptıkları nasıl izah edilebilir ki?
Bence bunun tek sebebi içimizdeki inanç ve sevgideki noksanlıklardır.
Allah’a olan bağlılık azaldıkça insanın irade gücü zayıflamaktadır.
İradesi zayıflayan bir insanın davranışlarını kontrol altında tutması zordur.
Sevgiden mahrum bırakılan bir kalp taşlaşır, katılaşır, acımasızlaşır.
Böyle bir kalbi taşıyan insan çevresindeki kişileri ve olayları doğru değerlendiremez.
Herkesi ve her şeyi çirkin olarak görür, kötü olarak algılar.
Dünyadaki herkesin kendisini sevmediğine ve kendisine zarar vereceğine inanır.
Katılaşan kalbi, onun güzellikleri görmesini engeller.
Taşlaşan yürek güzel duygularla onun arasına çekilmiş kalın bir perdedir.
O perdeyi yırtıp ortan kaldırmak ise Allah’a olan sevgimizin artmasıyla mümkündür.
Biz, Allah neylerse güzel eyler, sözü ile büyümüştük.
İnsan sevgisinin Allah sevgisiyle eşit olduğuna inanmıştık.
Artık bunların yerine başka duygular veriliyor da bu olaylar ondan mı başımıza geliyor?
Bir düşünelim bakalım; sizce de öyle değil mi?