İki yazı ikibin beş yüz civarında tıklanmış ve elli altmış civarında yorum yazılmış.
Gerek yorum yazarak, gerekse sokakta yürürken bizzat teşekkür eden insanların müspet
tepkisini aldım.
Her ne kadar bir iki yorumcu benim fikri yapımdan dolayı tepkimin neticesi olduğunu iddia etse de, ben önemsemiyorum.
Fikirsiz hayatı insan olmayanlar yaşar ve benim elbette bir inanç fikir estetiğim mevcuttur; bu benim şerefimin alametidir.
Ama o kişiler yanılmaktadır, ben asla şahsi meselelerim dolayısı ile öfkesi olan biri değilim ve olamam.
Bir tespitim olmuştu seçim öncesi, o da Veli Korkmaz’ın geçen dönemde belediyeyi iyi yönetemediğinden dolayı personelinin maaşını ödeyemeyecek hale getirdiğini ve ikinci dönem ancak bela olacağı yolunda idi.
Keşke yanılsaydım, ama bu bir kehanet değildi, bir keramet değildi, bunu oy verenler bile biliyordu.
Şimdi ise belki Kırıkkale belediyesinin son yirmi yılında ilk defa memurlara biel maaş veremediğini gördük.
BU suçtur aynı zamanda, çünkü memurlar işçi gibi değildir, maaşları devletten gelir ve ödemek zorundadır.
Bazı yalaka çevreler her ne kadar personel Korkmaz’a sövmüş de kızdığından maaş vermiyor, dese de durum öyle değil, bu bir züğürt tesellisidir, başkan ödeyemiyor.
Birikmiş ve tortulaşmış eski borçların üstüne yenileri eklendikçe belediyede borç ödeme kabiliyeti kaybolur gider.
Ve bir an gelir belediye binasını bile satsa kurtaramaz.
Olan olmuştur artık, şimdi bu işin bir şekilde düzeltilmesi gerekir.
Çünkü bu şehre ve il geneline bakarsak iki trilyon gibi bir para belediye marifetiyle aktarılıyordu ve piyasada canlılık oluyordu.
Ama maalesef şimdi eczacılar bile ilaç vermek istemiyor, sırf belediye personeli değil bütün bir vilayet etkilenmiştir.
Bu meseleyi örtmek, hâlâ yağcılığı gölgelememek arzusunda olan sadist ve fanatik çevreler sıra yavaş yavaş size de gelecek.
Gelin bu işi ivdikleyelim, sebep ve sonuçlarıyla ilgilenelim, açık açık yazalım, çekinmeyelim.
Memleketimize bir adamlık edelim.
AKP il başkanlığı, Ticaret Odası ve bütün sivil kuruluşlar baskısını artırsın.
Başkana bu işi bırakmadan toplu bir tavırla vekillerimizi, bakanı ve diğer bakanlarımızı, hatta başbakanı biraz rahatsız ederek bu işi çözelim.
Bu konuda hiç bir korku ve endişeye gerek yok.
Bilhassa işçi ve memur sendikaları bu konuda öncülük yapmalıdır.
Ben her ne kadar başkan ve riyasetin gölgesinde seçilmiş olsa da sendika başkanının da aynı ızdırabı çektiğini biliyorum, çünkü personelinin ızdırabını duymayacak kadar şeref ve ahlâk mahrumu biri olmadığına inanıyorum.
Hemen bir araya gelerek bu meselenin üzerine gidilmesi şart olmuştur.
Bugün geç, yarın çok geç olabilir.