PKK artık, ABD’nin bir askeri birliği durumuna gelmiştir. Gerek ABD’li subayların teröristleri eğitmesi, gerek elindeki silahlar, gerekse aldığı her emri yerine getirmesi bu gerçeği izah etmeye yetiyor.
Bu satırları yazmak artık zamanın ötesinde durmamak, ülkeyi tanımak ve konumu iyi bilmek adına doğan bir mecburiyettir.
Ülkenin içinde bulunduğu durumu iyi görmek ve Türkiye kime karşı hangi mücadeleyi veriyor iyi bilinmesi gerekiyor. Neler yaşanıyor? Neler oluyor bunların görülmesi gerekir. Bu pencereden bakarak yapılan değerlendirmeleri bir daha gözden geçirin
PKK saldırıları artık daha ağır faturalar kesiyor. Bunun en önemli nedeniyse arkasındaki gücün değişmesi. Soğuk savaş döneminde SSCB, Suriye ve Irak’la örtüşen ideolojik yapısına uygun olarak bu ülkelerden destek gören ve buralarda yuvalanan terör örgütünün yeni müttefiki ABD. Türkiye, bu birliktelikten duyduğu rahatsızlığı stratejik müttefikine artık açıkça söylüyor.
ABD, Körfez savaşı ve Irak işgalinden sonra PKK ile tanıştı. Gerek Barzani ve Talabani’nin aracılığı, gerekse İsrail emellerine taşeron bulma ihtiyacı ABD’yi PKK’ya yaklaştırdı. Bu yakınlaşma tek taraflı olmadı tabi. İran, Suriye ve Saddam’ın desteklerini çekmesi; ABD’yi PKK için de bulunmaz bir koruyucu yapıverdi. ABD’nin Ortadoğu’da İsrail’den sonra en önemli müttefiki Türkiye bu ilişkiden rahatsızlığını kapalı kapılar ardında sürekli gündeme getirdi. Bu baskıların sonucu olarak ABD, PKK’yı terör örgütleri listesine dahil etti. Ancak el altından da desteğini arttırarak devam ettirdi.
1 Mart tezkeresinde hükümetin meclisten “hayır” kararı çıkarmasıyla ABD ile Türkiye arasında ilk ciddi kırılma yaşandı. ABD’nin Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına “çuval geçirme” operasyonu; Türk askeriyle olan yakın ilişkilerini de zedeledi.
Bingöl’de yük trenine ABD’nin emriyle sabotaj düzenleyen PKK, trende bulunan silahların İran ve Suriye üzerinden Hizbullah’a gittiğini ortaya çıkardı. Ancak Türkiye’nin buna cevabı gecikmedi. PKK’nın elinde ABD silahları, hatta tankı bile olduğunu Başbakan Amerika’da açıkladı. ABD, inkara dahi gerek görmeden, bu silahların Irak’ta kaybolduğunu açıklayarak işin içinden çıkmaya çalıştı.
PKK artık, ABD’nin bir askeri birliği durumuna gelmiştir. Gerek ABD’li subayların teröristleri eğitmesi, gerek elindeki silahlar, gerekse aldığı her emri yerine getirmesi bu gerçeği izah etmeye yetiyor.
Her terör saldırısından sonra, Türkiye’nin yüzünü ABD’ye dönüp, “durdurun bu terörü” diye bağırması da bu ülkenin terör örgütüne destek verdiğinin en önemli mesajıdır. Türkiye’nin, “teröre karşı işbirliği istiyoruz” açıklamasıyla söylemek istediği; “Ey ABD, terör örgütüne destek vermeyi, emir vermeyi bırak” tır.
Uzun yıllar terör olaylarıyla yaşayan insanlarımız maalesef bu konuda bilinçli değil. ABD’nin Türkiye’yi bölgedeki emellerine alet etmek için PKK’yı kullanacağı artık açıkça ortaya çıkmıştır. Dağdaki terörün Türkiye’yi kendisine yaklaştırmayacağını bilen ABD, bunun için çok tehlikeli bir kartı Türkiye’ye dayatıyor. Terör olaylarının yankılarını sokağa indirip; “Türk-Kürt çatışması” çıkaracağını Türkiye’ye göstermeye çalışıyor.
Dağdaki terör saldırılarına sokakta tepki gösteren vatandaşlarımızın kime hizmet ettiğini bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Siyasi partiler ve medya bu konuda halkı doğru yönlendirmeli. Halkımız, ABD ile savaş halinde olduğumuz bilinciyle hareket etmeli. Meydanlarda “kahrolsun PKK” sloganı atarken tüttürdüğü ABD malı sigaranın, iftar sofrasını süsleyen Cola’nın anlamını iyi kavramalıdır.
Baykal, “Türkiye’ye karşı örtülü bir savaş ilan edilmiştir” derken, aslında “ABD, Türkiye’ye savaş ilan etmiştir” demek istiyor. Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’un Harp Akademisi’nin açılışında, “ABD’nin Irak’tan çekilme maliyetini arttırırız” sözü de ABD’nin başlattığı bu savaşa Türkiye’nin de direk cevap vermeye hazır olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin Irak sınırını geçince kiminle savaşacağı konusunda ABD’nin seçenekler arasında sayılması, kamuoyundan habersiz bir savaşın zaten var olduğunu gösteriyor. Türkiye meclisten geçirdiği tezkereyle ABD’nin PKK eliyle başlattığı savaşa karşı ateşle cevap vermeye karar verdiğini gösteriyor.
ABD, PKK kartını bırakmak için Türkiye’nin Suriye ve İran’la ilişkilerini dondurmasını, İran’a yapılacak saldırıya destek vermesini, Filistin konusunda İsrail’in yanında durmasını, Kuzey Irak’ta kurulan devlete de karşı çıkmamasını istiyor. Türkiye tercihi 5 Kasım’daki Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra açıklayacak. Zirveden ateşkes mi, savaşa devam mı çıkacak hep birlikte göreceğiz.