İlk ve orta okulda hatırlamıyorum onu ama,
Lisede birlikteydik,
Ve
Birer yıl arayla bitirdik.
Askerliği de öyle.
İş hayatına atılmamızda aynı zamanlara denk gelir.
Doğrusunu söylemek gerekirse,
Bulunduğu yere hayatının her anını çok çok çalışarak geldiğine birinci dereceden tanığım.
Kimseden ne bir icazet,
Nede bir torpil gördü yaşamı boyunca.
Eh,
Tuttuğun iş doğru ve yerinde,
Gayretin,
Amelin düzgün olur,
Allah da yürü ya kulum derse,
Başarıda ardı sıra koşarak gelir.
Nitekim,
Özellikleri dolayısı ile Cengiz’in yaşamında da başarı ardı sıra geldi.
Uzayan kol bizden olsun misali,
Biz dostları da onun hayat mücadelesindeki kararlı savaşçılığını hep ayakta alkışladık.
Herkesin bildiği gibi Kırıkkale Belediyesi şehrimize bir otel yaptırdı.
Daha doğrusu,
Otel yapılması için makro daki hisselerinden vazgeçti.
Sonra, sevgili büyüklerimiz ne düşündü bilinmez,
Yapılacak otel bir şekilde tünel ile takas edilip şahsın mülkü haline getirildi.
Etraftan duyduğumuz kadarı ile,
Alan şahıs da otel yapmaktan vazgeçip Kayserili birilerine hastane olarak satmaya kalkmış.
Yine iyi adammış ki,
Kayserililerle yaptığı pazarlıktan sonra memleket malı memleket insanında kalsın düşüncesi ile halen yaşam hastanesi sahiplerinden Cengiz Kaplanhan’a durumu iletmiş ve onların vereceği parayı hastane olarak kendilerinin vermesi halinde tapuyu şirketlerine devredeceğini söylemiş.
Ve
Bu düşünceler etrafında el sıkışılmış.
Buraya kadar her şey normal.
Satan iyi niyetler içerisinde, alan çok daha iyi niyetler içerisinde.
Elaleme neki,
Adamın kendi mülkü üzerinde yaptıracağı otel yada hastaneden.
Parası var otel yaptırır, parası var hastane yaptırır.
Sonuç da tüm insanlık bir şekilde bundan faydalanır.
Madem belediye birilerine satmış burayı, millet malı olmaktan çıkmış, alanda başka birine devredecek. Diyebiliyormusun “hayır hastane yapma otel olacak burası” diye…
Yooo !..
Neden?
Çünkü o yabancı!..
Cengiz ise bizim çocuğumuz, bizim arkadaşımız…
Gücümüzün yetmişliği, Hasetliğimiz o yüzden.
Yasal tüm prosedürleri tamamlamış, eh, paraları da var…
Öyle ise kaynar kazanda gardaşını kazanın dibine çeken kandaş gibi elini uzatıp o kazandan çıkmasına niye izin vermiyorsunuz?
Hıııı!..
Derdiniz ne?
NOT:
Memleketimizde nerdeyse gün aşırı düzenlenen kermesler hakkında millet ve esnaflar çıkarına yetkilileri göreve çağıran yazımdan sonra gazeteci bir arkadaş kendi köşesinde ben ve Nisan Çalışkan hakkında almış vermiş. Murat Bulut’un tabiri ile baya bir “çakmış” inanın hala okumadım ama laf bana geldiğinde onunki sayılmaz dedim. Neden dediler? Adettendir dedim. Bu memlekette hırsızı tutar, bekçiyi döverler. Yürüttüğünden belki bize pay verir diye. Gazetecinin görevi, en iyi şeyde dahi millet adına bir takım eksikleri görüp dile getirmektir.
Şayet,
Görmüyor,
Duymuyor,
Hissetmiyorsa,
Ya gazeteci değildir,
Ya da kişisel çıkarı öyle davranmasını gerektiriyordur.
Umarım,
O arkadaş, Nisan ve benim hakkımda yazdığı yazıları ağabeylerine götürür ve kendi sesi ile bize ne biçim “çaktığı” noktasında haberleri olmasını sağlar.
Menfaati ve “BAŞARISI” için!..
Benimkisi sadece uyarı.